
Kutsal Kitap’ı Kim Yazdı?
23/10/2025
Dua Neden Bir Lütuf Aracıdır?
11/11/2025Bu Dünyada Gurbetçi (Konuk) Olarak Hristiyan Yaşamı
Gerçek cesareti görmek isteyen,
Gelsin buraya hemen;
Sadık biri kalacak burada,
Gelsin rüzgâr, gelsin fırtına.
Hiçbir yılgınlık, pes ettiremez
İlk ilan ettiği niyetten onu;
Severek çıktığı bu yoldan geri dönmez
Olmaya gönüllü Yeruşalim yolcusu.
Yaklaşık yarım yüzyıl önce, bu sözleri okul toplantılarında, Ralph Vaughan Williams’ın bestelediği müzik eşliğinde söyledim. Bu sözler, John Bunyan’ın Çarmıh Yolcusu adlı eserinin 2. kısmında, Gerçek İçin Savaşan Kahraman’ın tanıklığının bir parçası olarak yer alır. Daha önce, Kahraman kendisini Büyük Yürek ve arkadaşlarına, “Ben bir Yeruşalim yolcusuyum ve göksel şehre gidiyorum” sözleriyle tanıtmıştır.
Tüm Hristiyanlar, göksel şehre doğru yol alan gurbetçilerdir (Yeruşalim yolcularıdır). Bunyan’ın aslında yaptığı şey, Kutsal Kitap’ın söylediklerini yansıtmaktı. Kutsal Yazılar, Hristiyanların gurbetçi (konuk, yolcu) olduklarını doğrular. Babamız İbrahim’le yapılan emsal antlaşmada, Tanrı ona Kenan’ı “yabancı olarak yaşadığın topraklar” olarak vaat etti (Yar. 17:8). Ve Yeni Antlaşma’da, Petrus okuyucularını “yabancı olarak yaşayan seçilmişler” olarak tanımladığında aynı fikri yansıtır (1.Pe. 1:1; bkz. 1:17, “gurbeti andıran bu dünyadaki zamanınız”). Benzer şekilde, Eski Antlaşma tarihindeki sadık imanlıları gözden geçirirken, İbraniler’in yazarı onlardan “yabancı ve konuk” olarak bahseder (İbr. 11:13).
Hristiyan yaşamı bir yolculuktur; en heyecan verici türden bir yolculuktur. Bir başlangıç noktası ve bir bitiş noktası vardır. Bu, hareket hâlinde olmayı sembolize eden bir tasvirdir. Hristiyanlar bir yerde fazla uzun kalmazlar, çünkü başka bir yere gitmek üzere hazırlanmışlardır. İlk Hristiyanlar, “Yol”un takipçileri olarak anılıyordu; bu, onların farklı bir yolu izlemeye kararlı olduklarını yansıtıyordu (Elç. 9:2; 24:14).
Burada birkaç mesele ortaya çıkıyor. İlk olarak, bu yolculukla ilgili bir macera fikri vardır. Evet, macera. Bilbo Baggins, Hobbit‘te, başlangıçta maceradan uzak durmaya çalışmıştı çünkü bu, Shire’daki rutin yaşamının dengelerini bozuyordu; fakat daha sonra olağanüstü yolculuğunu Gittim ve Döndüm alt başlığını taşıyan nefes kesici bir hikâyede kayda geçirmiştir.
Hristiyanlar biraz farklı bir yolculuğa çıkarlar; bu yolculuğa Geldim ve Gidiyorum diyebiliriz. Ama yine de bu yolculuk, yiğitlik ve tehlike hikâyeleriyle dolu, aynı derecede heyecan verici bir yolculuktur. Hristiyan yaşamında heyecan verici bir şey vardır. Tanrı’nın sağlayışının, müdahalesinin ve kurtarışının yeni işaretleri her dönemeçte bizi bekler. Bir günün neler getireceğini bilmeyiz (Özd. 27:1) ama şundan emin olabiliriz ki göksel Babamız istemedikçe hiçbir şey gerçekleşmez. Bizi götürdüğü her yerde, ister sakin suların kıyısındaki yemyeşil çayırlar olsun isterse de düşmanların bulunduğu ölümün gölgesi vadisi olsun (Mez. 23), Efendimiz’i takip etmeye çağrılıyoruz.
Şu an hizmet etmekte olduğum kilisede benden önce görev yapmış dostum ve Tabletalk dergisi okurlarının adını iyi bildiği Sinclair Ferguson, vaazlarını sık sık şu coşkulu ifadeyle bitirirdi: “Hristiyan olmak harika değil mi!” Evet, bu harika bir şeydir, her saniyesi heyecan verici bir maceradır.
İkincisi, bu yolculuk, bu hayatın geçici doğasını bizlere hatırlatır. “Burada kalıcı bir kentimiz yoktur, biz gelecekteki kenti özlüyoruz” (İbr. 13:14). “Görünenler geçicidir” (2.Ko. 4:18). Bu hayatı “geçici” olarak nitelendirmek ne anlama gelmektedir? Yanıt, Yeni Antlaşma’da “şimdi” ile “henüz değil” arasında ortaya çıkan gerilimde yatmaktadır. Hristiyanlar, “çağların sonuna ulaşmış” (1.Ko. 10:11) kimselerdir. Gelecek dünyanın bir parçası, zaten zamansal ve mekânsal varlığımızı delip geçmiş ve bizi başka bir alemin vatandaşı olarak ilan etmiştir (Flp. 3:20).
Bu bakış açısı temel gerilimler yaratmaktadır. Bir bakıma, bu dünyanın vatandaşları olarak çeşitli sorumluluklarla burada yaşıyoruz. Geri çekilme ve perhizden ibaret inziva hayatı, Kutsal Kitap’ın dünya görüşüne uygun değildir. Bu tuhaf yaşam görüşü, M.S. 423 yılında Suriye’de bir direğe tırmanan ve otuz yedi yıl boyunca orada kalarak ölen Simon Stilit’te karikatürize edilmiştir. Bu, Hristiyanlığı onaylamak değil, reddetmektir. Hristiyanlar topluma dahil olurlar. Hristiyanlar toplumu yeniden şekillendirirler. Onlar karanlık yerlerdeki ışıklardır. Hristiyanları, diğer her şeyi önemsiz ve sıradan gösteren yeni bir sevgi sarmıştır. Thomas Chalmers’ın sözleriyle, Hristiyan yaşamı “yeni bir sevginin itici gücü” tarafından ateşlenir.
Üçüncü olarak, bu yolculuğun bir yönü, bir hedefi, bir bitiş noktası vardır. Bu yolculuğun bir varış noktası vardır. Hristiyanlık bir shalom, bir bütünlük ve tamlık duygusu sağlar. Hristiyanlar kim olduklarını ve nereye gittiklerini bilirler. Mesih’i benimsemeyen yaşamın en büyük göstergelerinden birisi hedefsizlik ve sürüklenmedir.
Hristiyanlar gözlerini görünmeyen şeylere çevirmektedir (bkz. 2.Ko. 4:18, burada Yunanca “gözlerini çevirmek, bakmak” fiili yoğun, sabit bir bakışı ifade eder). Bu bir paradoks gibi gelebilir: görülemeyen bir şeyi arıyoruz. Bizi yücelik bekliyor ve Hristiyan yolcular (gurbetçiler) sabit ama kararlı bir disiplinle ileriye bakmaya devam ederler. Bizi bekleyen şeyler, gözlerimizin önündedir ve bizi ümitlendirmektedir. Kararlı yolcuları (gurbetçileri) bekleyen şey, beklentilerin ve açıklamaların ötesindedir.
“Daima ileri! Narnia’ya ve Kuzey’e!” C. S. Lewis’in Narnia hikâyesi At ve Çocuk‘ta geçen bir ifadedir. Bu ifade, tüm göksel Yeruşalim yolcuları için geçerlidir: daima ileri!
Bu makale orijinal olarak Ligonier Hizmetleri blogunda yayınlanmıştır.
açar ve ikizlerin doğumuyla sonuçlanır. Bu doğumda, Perez’in Zerah’ın önüne geçmesiyle primogeniture (en büyük oğlun miras hakkı) ilkesi bir kez daha tersine döner. Daha sonra Yakup Yahuda’yı kutsayacak ve krallığın onun soyundan gelenlerle ilişkilendirileceğini söyleyecektir (Yar. 49:8-12). Bu kutsama yüzyıllar sonra Samuel’in zamanında görülmektedir (bkz. Mez. 78:67-72).


