
Tanrı’nın Kendini Açığa Vurması
23/09/2025
Sevgi Bağı
30/09/2025Bölünmüş Yüreklerimizin Çaresi
Yaşlanan bir ebeveyn veya arkadaş vefat ettiğinde, genellikle aileye veda edip edemediklerini sorarız. Son sözler, sadece son bir veda olarak değil, aynı zamanda genellikle bir ömür boyu biriktirilmiş bilgelik ve sevgiyi barındırdıkları için de değerlidir.
Kutsal Yazılar, ölmekte olan bir kral ile yerine geçecek oğlu arasındaki bu vedalardan birine, Davut ve Süleyman’a dair bir pencere açar. Krallığın yönetimi için pratik tavsiyeler paylaştıktan sonra Davut kişisel bir konuya geçer. Yaşlı bir baba olarak Davut’un eğilip Süleyman’ın gözlerine baktığını hayal edebilirsiniz: “Sen, ey oğlum Süleyman, babanın Tanrısı’nı tanı. Bütün yüreğinle ve istekle O’na kulluk et” (1.Ta. 28:9).
“Bütün” kelimesi, bir şeyin saklandığını veya bölündüğünü ima eden “kısmi”nin aksine, “tam” veya “eksiksiz” anlamına gelir. Davut, Tanrı’nın gönlüne (yüreğine) uygun bir adam olarak adlandırılıyordu (bkz. Elç. 13:22), ancak hayatını tamamen Tanrı’ya adamak yerine, kendi yüreğinin hayatının bir kısmını kendine saklama eğiliminde olduğunu biliyordu. “İsminden korkmak için yüreğimi tek kıl” diye yalvardı (Mez. 86:11 – Kitab-ı Mukaddes Çevirisi).
Kendimizi Tanrı’dan daha çok sevebileceğimize inandığımızda, hayatımızın bir parçasını Tanrı’ya karşı içten içe “benim” diyerek ayırırız. Süleyman, bilgelik ve güç dolu kudretli bir kral oldu, ancak yüreğini tatmin etmek için Tanrı’nın vaatlerinin ötesine bakmaya başladı. Bu, Tanrı’dan ziyade kadınlarda sığınak bulmakla başladı. Putperestliğe yol açtı, Tanrı’nın yüceliğinin yansımasını sınırladı ve krallığın yıkıcı bir şekilde bölünmesiyle sonuçlandı.
Kafamızda kurtuluş miğferini takmamız, üzerimizi Mesih’in doğruluğunun elbiseleriyle örtmemiz ve yine de bölünmüş bir yürekten doğan tavizlerin gölgelerinde yaşamamız düşündürücüdür. Ve Mesih’in sağladığı kurtuluş o kadar eksiksiz ve kesindir ki cehennem bile onu sarsamazken, bölünmüş bir yürek, bu kurtuluşun getirdiği esenliği, verimliliği ve mutluluğu bizden çalar. Hayatımızın amacını gölgeler, çarmıhın görkemini ihmal eder ve hayatımızdan başkalarına akması gereken iyiliği engeller.
Davut ve Süleyman’ın hayatlarının gidişatında açık bir fark vardır. Süleyman’ın yaşamı tavizlerle derinleşirken, Davut içten tövbeyle karşılık verdi ve Tanrı’nın onu yeniden eski hâline getirmeye hazır olduğunu gördü: “Oysa sen, ya Rab, sevecen, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi ve sadakati bol bir Tanrı’sın” (Mez. 86:15). Biz de bir seçim yapabiliriz: bölünmüş yüreklerimizi görmezden gelip gizleyebiliriz ya da teslim olup tövbe ederek Tanrı’nın vaatlerine yeniden güvenebiliriz.
İsa’nın bizi bütün yüreğiyle sevmesi sayesinde, bölünmüş yüreklerimizle O’na gelebilir ve bütün (tam) olabiliriz. O’nun yüreği asla bölünmedi; günahlarımız içinde ölü olduğumuzda, bize kendi yaşamını verdi; O’nun düşmanı olduğumuzda, bizi kendisiyle barıştırdı ve bizi dostları olarak adlandırdı. Ne kadar büyük bir lütuf! Tanrı’nın hayatlarımız için olan amacı, hayal edebileceğimiz veya kendimiz için yaratabileceğimiz her türlü ululuğun veya mutluluğun ötesindedir. Tanrı’ya baktıkça ve O’nun vaatlerine inandıkça, yaşamlarımız O’nun görkemi, amacı ve sevgisiyle parlayacaktır.
Bu makale orijinal olarak Ligonier Hizmetleri blogunda yayınlanmıştır.
açar ve ikizlerin doğumuyla sonuçlanır. Bu doğumda, Perez’in Zerah’ın önüne geçmesiyle primogeniture (en büyük oğlun miras hakkı) ilkesi bir kez daha tersine döner. Daha sonra Yakup Yahuda’yı kutsayacak ve krallığın onun soyundan gelenlerle ilişkilendirileceğini söyleyecektir (Yar. 49:8-12). Bu kutsama yüzyıllar sonra Samuel’in zamanında görülmektedir (bkz. Mez. 78:67-72).


