Dordrecht Kanonları
HOLLANDA’DA TARTIŞMA KONUSU OLAN BEŞ ÖĞRETİ NOKTASI HAKKINDA DORDRECHT SİNODU’NUN KARARI
1618–1619
Birinci Ana Öğreti Noktası
İlahi Seçilmişlik ve Reddedilmişlik
Tanrısal Önceden Belirleme Hakkındaki ve Sinod’un Tanrı Kelâmı’na Uygun ve Bugüne Kadar Reform Kiliselerinde Benimsenmiş Olduğunu İlan Ettiği Yargı, Aşağıdaki Birkaç Maddede Ortaya Konulmuştur
Madde 1: Tanrı’nın Bütün İnsanları Mahkûm Etme Hakkı
Tüm insanlar, Âdem’de günah işlediklerinden, lanet hükmü ve ebedî ölüm altında kalmışlardır. Tanrı, bütün insan soyunu günah içinde ve lanet altında bırakmayı ve günahları sebebiyle mahkûm etmeyi irade etseydi, hiç kimseye haksızlık yapmış olmazdı. Elçiye ait şu sözlerde belirtildiği üzere: “Her ağız kapansın, bütün dünya Tanrı’ya hesap versin” (Romalılar 3:19),
“Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” (Romalılar 3:23),
“Çünkü günahın ücreti ölümdür” (Romalılar 6:23).
Madde 2: Tanrı’nın Sevgisinin Açığa Çıkışı
Fakat Tanrı sevgisini şöyle göstermiştir: Biricik Oğlu’nu dünyaya gönderdi; öyle ki O’na iman eden hiç kimse yok olmasın, aksine sonsuz yaşama kavuşsun. “Tanrı biricik Oğlu aracılığıyla yaşayalım diye O’nu dünyaya gönderdi, böylece bizi sevdiğini gösterdi” (1 Yuhanna 4:9). “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuhanna 3:16).
Madde 3: Müjde’nin Vaaz Edilmesi
İnsanlar imana getirilebilsin diye Tanrı, bu sevinçli haberi dilediği kişilere ve dilediği zamanda duyurmak üzere müjdecileri merhametiyle gönderir. Bu hizmet aracılığıyla insanlar tövbeye ve çarmıha gerilmiş Mesih’e iman etmeye çağrılırlar. “Ama iman etmedikleri kişiye nasıl yakaracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar?” (Romalılar 10:14–15).
Madde 4: Müjde’ye Verilen İki Tepki
Bu müjdeye iman etmeyenlerin üzerinde Tanrı’nın gazabı durmaktadır. Ama onu kabul eden ve Kurtarıcı İsa’yı gerçek ve diri bir imanla kucaklayanlar, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gazabından ve yok oluştan kurtarılır; onlara sonsuz yaşam armağanı verilir.
Madde 5: İmansızlığın ve İmanın Kaynağı
İmansızlığın ve diğer tüm günahların nedeni ya da suçluluğu hiçbir şekilde Tanrı’dan değil, insandan kaynaklanır; oysa İsa Mesih’e iman ve O aracılığıyla kurtuluş Tanrı’nın karşılıksız bir armağanıdır.
Yazılmış olduğu gibi: “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır” (Efesliler 2:8). “Çünkü Mesih uğruna size yalnız Mesih’e iman etme… ayrıcalığı da verildi.” (Filipililer 1:29).
Madde 6: Tanrı’nın Ezeli Kararı
Bazılarının Tanrı’dan iman armağanını alması, bazılarının ise almaması, Tanrı’nın ezelî kararından kaynaklanır. Zira: “Bunları ta başlangıçtan bildiren Rab, işte böyle diyor” (Elçilerin İşleri 15:18). “Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı…” (Efesliler 1:11).
Bu karara göre Tanrı, seçilmiş olanların — yürekleri ne kadar katı olursa olsun — yüreklerini merhametle yumuşatır ve onları imana yöneltir; seçilmemiş olanları ise adil yargısıyla kendi kötülüklerinde ve kalplerinin katılığında bırakır.
Böylece, aynı şekilde yıkıma mahkûm olan insanlar arasında Tanrı’nın hem merhametli hem adil olan bu derin ayırıcı işlemi açıkça görülür. Bu, Tanrı Kelâmı’nda açıklanan seçilmişlik ve reddedilmişlik kararıdır. Kötü, murdar ve kararsız zihinler bu gerçeği kendi yıkımlarına yol açacak şekilde çarpıtır; fakat kutsal ve dindar ruhlar için bu karar sözle anlatılamaz bir tesellidir.
Madde 7: Seçilmişlik
Seçilmişlik, Tanrı’nın değişmez kararıdır. Tanrı, kendi isteğinin özgür iyiliğine göre ve yalnızca lütfuyla, insanlığın kendi suçu nedeniyle masumiyet durumundan düşerek günaha ve yıkıma uğramış olan tüm insan soyu arasından, belirli sayıda kişiyi Mesih’te kurtuluşa seçmiştir.
Tanrı, Mesih’i ezelden beri seçilmişlerin Arabulucusu, Başı ve kurtuluşun temeli olarak belirlemiştir.
Bu seçilmiş kişiler doğaları gereği diğerlerinden ne daha iyi ne de daha layıktırlar; aksine herkesle birlikte aynı ortak sefaletin içindedirler. Tanrı, bu kişileri Mesih’e vermeye, O’nun aracılığıyla kurtarmaya, Tanrı Kelâmı ve Ruhu ile onları etkili bir biçimde çağırıp paydaşlığına çekmeye; onlara gerçek imanı, aklanmayı ve kutsallaşmayı bağışlamaya; onları Oğlu’nun paydaşlığında güçlü bir şekilde korumaya ve sonunda da merhametinin bir göstergesi ve yüce lütfunun övgüsü olarak yüceltmeye karar vermiştir.
Yazılmış olduğu gibi: “O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti…” (Efesliler 1:4–6). Ve başka bir yerde: “Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti” (Romalılar 8:30).
Madde 8: Tek Bir Seçilmişlik Kararı
Seçilmişlik konusunda çeşitli tasarılar yoktur; hem Eski hem de Yeni Antlaşma dönemlerinde kurtulacak olan herkes için tek ve aynı seçilmişlik kararı söz konusudur. Zira Kutsal Yazılar, Tanrı’nın isteğinin iyi iradesinin, amacının ve tasarısının bir olduğunu bildirir. Bu irade uyarınca O, bizi ezelden beri hem lütfa hem de yüceliğe, kurtuluşa ve kurtuluş yoluna seçmiş; bu yolda yürümemizi de önceden düzenlemiştir.
Madde 9: Öngörülen İmana Dayanmayan Seçilmişlik
Bu seçilmişlik, öngörülmüş iman, imana dayalı itaat, kutsallık ya da insandaki herhangi başka iyi bir özellik ya da eğilime dayanmamaktadır; yani ön koşul, neden ya da şart olarak bunlara bağlı değildir. Aksine, insanlar iman etmeye, iman itaatine, kutsallığa vb. seçilmişlerdir. Dolayısıyla seçilmişlik, kurtuluşu sağlayan her türlü iyiliğin kaynağıdır; iman, kutsallık ve kurtuluşun diğer armağanları ile nihayetinde sonsuz yaşam, bu seçilmişliğin meyveleri ve sonuçları olarak ortaya çıkar. Elçinin şu sözünde belirtildiği gibi: “O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti” (Efesliler 1:4).
Madde 10: Tanrı’nın Hoşnutluğuna Dayanan Seçilmişlik
Bu hak edilmemiş seçilmişliğin tek nedeni Tanrı’nın iyi iradesidir. Bu irade, insanların olası tüm nitelik ve eylemleri arasından bazılarını kurtuluş şartı olarak seçmiş olması anlamına gelmez; aksine Tanrı, günahlı insanlar arasından bazı kişileri kendisi için kendi mülkü olarak seçmeyi uygun görmüştür. Yazılmış olduğu gibi: “Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka’ya, ‘Büyüğü küçüğüne kulluk edecek’ dedi. Öyle ki, Tanrı’nın seçim yapmaktaki amacı yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. Yazılmış olduğu gibi, “Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim” (Romalılar 9:11-13). “Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti” (Elçilerin İşleri 13:48).
Madde 11: Değiştirilemeyen Seçilmişlik
Tanrı’nın kendisi hikmetli, değişmez, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten olduğu gibi, O’nun gerçekleştirmiş olduğu seçilmişlik de kesintiye uğratılamaz, değiştirilemez, geri alınamaz ya da geçersiz kılınamaz. Seçilmişler reddedilemez ve onların sayısı azaltılamaz.
Madde 12: Seçilmişliğin Güvencesi
Seçilmiş olanlar, uygun zamanda — farklı derecelerde ve ölçülerde de olsa — bu ebedî ve değişmez seçilmişliklerine dair güvenceye ulaşırlar. Bu güvenceye Tanrı’nın gizli ve derin şeylerini araştırarak değil; Tanrı Kelâmı’nda belirtilen seçilmişliğin değişmez meyvelerini kendi yaşamlarında ruhsal bir sevinç ve kutsal bir haz ile gözlemleyerek ulaşırlar — örneğin Mesih’e gerçek iman, Tanrı’ya karşı evlatça bir saygı, günah için Tanrısal bir hüzün, doğruluk için acıkma ve susama gibi.
Madde 13: Bu Güvencenin Meyvesi
Bu seçilmişliğin bilinci ve kesinliği, Tanrı çocuklarına her gün O’nun huzurunda alçakgönüllülükle eğilmek, merhametinin derinliklerine hayranlıkla tapınmak, kendilerini arındırmak ve kendilerine bu kadar büyük bir sevgiyi ilk olarak gösteren Tanrı’ya ateşli bir sevgiyle karşılık vermek için başka bir nedendir. Seçilmişlik öğretisinin dikkate alınması, Tanrı’nın buyruklarına uyma konusunda gevşekliğe ya da dünyevi bir güven duygusuna yol açmak şöyle dursun; aksine, bu tür etkiler Tanrı’nın adil yargısına göre, seçilmişliğin lütfuyla boş yere oynayan ve seçilmişlerin yollarında yürümeyi reddedenlerde görülen aceleci bir küstahlıktan ya da boş ve küstah sözlerden kaynaklanır.
Madde 14: Seçilmişliğin Doğru Öğretilmesi
İlahi seçilmişlik öğretisi, Tanrı’nın en bilge tasarısıyla peygamberler, Mesih’in kendisi ve elçiler tarafından bildirilmiş ve hem Eski hem de Yeni Antlaşma olan Kutsal Yazıları’nda yazılı hâle getirilmiştir. Bu nedenle, seçilmişlik öğretisi Tanrı’nın kilisesinde — onun için özel olarak tasarlandığı üzere — uygun zaman ve yerde, sağduyulu bir ruhla, dindar ve kutsal bir tarzda yine de ilan edilmelidir. Ancak bu, Yüceler Yücesi’nin yollarını boş yere araştırmadan; Tanrı’nın en kutsal adının yüceliği ve halkının diri bir tesellisi amacıyla yapılmalıdır.
Madde 15: Reddedilmişlik
Seçilmişliğin ebedî ve hak edilmemiş lütfunu daha net açıklayan şey, Kutsal Yazılar’ın bariz tanıklığıdır: Tanrı’nın ebedî seçiminde herkes değil, yalnızca bazıları seçilmiş; bazıları ise seçilmemiş ve Tanrı’nın ebedî seçişinde atlanmıştır. Tanrı, tamamen özgür, en adil, sorgulanamaz ve değişmez iyi iradesine dayanarak şu kararı vermiştir: Bu kişileri — kendi suçlarıyla içine daldıkları ortak sefalet içinde — bırakmak; onlara kurtaran iman ve dönüşüm lütfunu bahşetmemek; fakat sonunda, kendi yollarına terk edilerek ve adil yargısı altında, yalnızca imansızlıklarından değil, bütün diğer günahlarından ötürü onları ebediyen mahkûm edip cezalandırmak; böylece adaletini göstermek. İşte bu, reddedilmişlik kararıdır; bu karar Tanrı’yı asla günahın yaratıcısı yapmaz (bunu düşünmek bile küfürdür!); aksine O’nu korkunç, sorgulanamaz, adil bir Yargıç ve öç alıcı olarak ortaya koyar.
Madde 16: Reddedilmişlik Öğretisine Verilen Tepkiler
Henüz Mesih’te canlı bir iman, ruhsal güvence, vicdan huzuru, evlatça itaate gayret ve Mesih aracılığıyla Tanrı’da övünme gibi belirtileri etkin bir biçimde deneyimlemeyen buna rağmen yine de Tanrı’nın bu lütufları bizde işlemek üzere belirlediği araçlara bağlı kalmaya devam edenler, reddedilmişlikten söz edildiğinde ürkmemeli, kendilerini reddedilmişler arasında saymamalıdır. Aksine, bu araçları kararlılıkla kullanmaya devam etmeli ve yürekten gelen bir arzuyla, huşu ve alçakgönüllülük içinde daha bol bir lütuf zamanını beklemelidirler. Tanrı’ya dönmeyi, yalnızca O’nu hoşnut etmeyi ve ölümlü bedenden kurtulmayı içtenlikle isteyen, fakat arzuladıkları iman ve dindarlık yolunda ilerlemeyi henüz sağlayamayanların ise bu öğreti karşısında korkuya kapılmaları için çok daha az nedenleri vardır. Çünkü merhametli Tanrı, “tüten fitili söndürmeyecek, ezik kamışı kırmayacaktır” diye vaat etmiştir. Ne var ki Tanrı’yı ve Kurtarıcı İsa Mesih’i unutmuş, kendilerini tamamen dünyanın kaygılarına ve bedenin zevklerine kaptırmış olanlar, ciddi bir şekilde Tanrı’ya dönmedikleri sürece, bu öğreti karşısında haklı olarak korkmalıdır.
Madde 17: İmanlıların Ölmüş Küçük Çocuklarının Kurtuluşu
Tanrı’nın isteği hakkında hüküm verirken, Tanrı’nın Kelâmı’ndan yola çıkmalıyız. Bu Kelâm, imanlıların çocuklarının doğaları gereği değil, lütuf antlaşması uyarınca — ki bu antlaşma hem onları hem de ebeveynlerini kapsar — kutsal olduğunu bildirir. Bu nedenle, Tanrı’nın imanlı ebeveynlerin çocuklarını henüz küçük yaşlardayken bu hayattan çağırmayı uygun gördüğü durumlarda, dindar ebeveynlerin, çocuklarının seçilmişliği ve kurtuluşu hakkında şüpheye düşmeleri için bir neden yoktur.
Madde 18: Seçilmişlik ve Reddedilmişlik Karşısında Doğru Tutum
Seçilmişliğin hak edilmemiş lütfu ve reddedilmişliğin adil sertliği hakkında yakınanlara, elçiyle birlikte şöyle cevap veriyoruz: “Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrı’ya karşılık veriyorsun?” (Romalılar 9:20) ve Kurtarıcımızın şu sözünü hatırlatıyoruz: “Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu?” (Matta 20:15). Biz ise bu gizli şeyler karşısında saygı dolu bir hayranlıkla elçinin sözleriyle haykırıyoruz: “Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır! “Rab’bin düşüncesini kim bilebildi? Ya da kim O’nun öğütçüsü olabildi?” “Kim Tanrı’ya bir şey verdi ki, Karşılığını O’ndan isteyebilsin?” Her şeyin kaynağı O’dur; her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için var oldu. O’na sonsuza dek yücelik olsun! Âmin.” (Romalılar 11:33–36)
Hataların Reddiyesi
Hollanda Kiliselerinin Bir Süredir Sarsılmasına Yol Açan Hatalar
Seçilmişlik ve reddedilmişlik konusundaki Hristiyan öğretinin ortaya konmasının ardından, Sinod şu öğretidekilerin hatalarını reddeder:
Reddiye 1
İman edecek ve imanla birlikte iman itaatinde sabırla dayanacak olanları kurtarmaya dair Tanrı’nın iradesinin, kurtuluş için seçilmişlik kararının bütünü ve tamamı olduğunu; Tanrı’nın Kelâmı’nda bu karara ilişkin başka hiçbir şeyin açıklanmadığını öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu kişiler saf olanları kandırır ve Kutsal Yazılar’a açıkça karşı gelir. Zira Kutsal Yazılar, Tanrı’nın yalnızca iman edecek olanları kurtarmayı istediğini değil, aynı zamanda ezelden beri belirli kişileri seçtiğini, bu kişilere diğerlerinden farklı olarak zaman içinde Mesih’e iman etmeyi ve sabırla dayanmayı bağışlayacağını bildirir.
Yazılmış olduğu gibi: “Dünyadan bana verdiğin insanlara senin adını açıkladım” (Yuhanna 17:6); “Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti” (Elçilerin İşleri 13:48);
ve: “O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti” (Efesliler 1:4).
Reddiye 2
Tanrı’nın ebedî yaşama seçişinin çeşitli türlerde olduğunu; bunlardan birinin genel ve belirsiz, diğerinin ise özel ve belirli olduğunu; özel ve belirli seçilişin de kimi zaman eksik, geri alınabilir, kesin olmayan (şartlı); kimi zaman ise tamamlanmış, geri alınamaz, kesin ve mutlak olduğunu öğretenlerin hatası reddedilir.
Aynı şekilde, imana yönelik bir seçilişin ve kurtuluşa yönelik başka bir seçilişin olduğu; yani bir kişinin aklanmaya yönelik imana seçilmiş olabileceği hâlde, kurtuluşa kesin olarak seçilmemiş olabileceği görüşü de reddedilir.
Çünkü bu, Kutsal Yazılar’dan tamamen bağımsız, insan hayal gücüyle uydurulmuş bir görüştür. Seçilmişlik öğretisini tahrif eder ve kurtuluşumuzun altın zincirini koparır:
“Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti” (Romalılar 8:30).
Reddiye 3
Kutsal Yazılar’da seçilmişlik öğretisi bağlamında Tanrı’nın iyi iradesi ve amacının, bazı kişilerin diğerlerinden ayrılarak seçilmesi anlamına gelmediğini; aksine Tanrı’nın olası tüm durumlar ya da mevcut düzen içinden — yasanın işleri de dâhil olmak üzere — doğası gereği hak edilmeyen iman eylemini ve iman itaatinin eksik biçimini kurtuluşun şartı olarak seçtiğini ve bunu lütfuyla tam bir itaat sayarak ebedî yaşam ödülüne layık kabul ettiğini ileri sürenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu zararlı görüş, Tanrı’nın iyi iradesini ve Mesih’in kazanımlarını geçersiz kılar; insanları lütufla aklanma gerçeğinden ve Kutsal Yazılar’ın sadeliğinden yararsız tartışmalara sürükler; ayrıca elçinin şu sözlerini yalanlar: “Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmıştır.” (2 Timoteos 1:9)
Reddiye 4
Seçilmişlikte imanın daha baştan şu şartlara bağlı olduğunu; yani insanın doğanın ışığını doğru biçimde kullanması, doğru, iddiasız, alçakgönüllü ve yumuşak huylu olması ve ebedî yaşama yönelmiş hâle gelmesi gerektiğini — sanki seçilmişlik bu niteliklere bağlıymış gibi — ileri sürenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu, Pelagius’un öğretisini andırır ve elçinin şu sözleriyle açıkça çelişir:
“Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık. Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. O’nun lütfuyla kurtuldunuz. Tanrı bizi Mesih İsa’da, Mesih’le birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu. Bunu, Mesih İsa’da bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini gelecek çağlarda sergilemek için yaptı. İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:3–9)
Reddiye 5
Belirli kişilerin kurtuluşa eksik ve kesin olmayan biçimde seçilmelerinin, önceden görülmüş iman, dönüş, kutsallık ve dindarlık gibi yeni başlamış ya da bir süre devam etmiş erdemlere dayandığını; buna karşılık tam ve kesin seçilmişliğin ise iman, dönüş, kutsallık ve dindarlıkta sona kadar sabırla dayanılacağının önceden görülmüş olmasına bağlandığını; ayrıca bunun, seçilmiş olanı seçilmemiş olandan daha layık kılan, lütufkâr ve İncil’e uygun bir liyakat oluşturduğunu ileri süren görüş reddedilir. Buna bağlı olarak, iman, iman itaatine dayalı doğruluk, kutsallık, dindarlık ve sabırla dayanmanın, yüceliğe dair değişmez seçilmişliğin meyveleri değil; bu seçilmişlik olmaksızın gerçekleşmeyen önkoşullar ve nedenler olduğu iddiası da reddedilir.
Çünkü bu öğreti, Kutsal Yazılar’ın tamamına karşıdır. Yazılar açıkça şunu vurgular: “Öyle ki, Tanrı’nın seçim yapmaktaki amacı yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün” (Romalılar 9:11–12); “Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti” (Elçilerin İşleri 13:48); “Kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti” (Efesliler 1:4); “Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim” (Yuhanna 15:16); “Eğer bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir” (Romalılar 11:6); “Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur” (1 Yuhanna 4:10).
Reddiye 6
Her seçilmişliğin değişmez olmadığı; Tanrı’nın kararı ne olursa olsun bazı seçilmişlerin yok olabileceği ve gerçekten de ebedî olarak yok olduğuna dair öğreti reddedilir.
Bu korkunç hata Tanrı’yı değişken kılar, dindarların seçilmişlik güveninden aldığı teselliyi yıkar ve Kutsal Yazılar’a açıkça karşı gelir. Çünkü Kutsal Yazılar, seçilmişlerin saptırılamayacağını öğretir: “Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar” (Matta 24:24);
“Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinden hiçbirini yitirmemem…” (Yuhanna 6:39);
“Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti” (Romalılar 8:30).
Reddiye 7
Bu yaşamda yüceliğe yönelik değişmez bir seçilmişliğin ne meyvesinin, ne bilincinin ne de güvencesinin bulunduğunu; ayrıca varsa bile bu güvencenin değişken ve koşula bağlı olabileceğini ileri sürenlerin hatası reddedilir.
Çünkü belirsiz bir güvence düşüncesi yalnızca saçma olmakla kalmaz, kutsalların deneyimine de aykırıdır.
Onlar, seçilmişlik bilinçleriyle elçiyle birlikte sevinir ve Tanrı’nın bu armağanına övgüler sunarlar (Efesliler 1); Mesih’in buyruğuna uyarak, adlarının göklerde yazılı olmasına sevinirler: “…adlarınızın gökte yazılmış olmasına sevinin.” (Luka 10:20).
Aynı zamanda, şeytanın kızgın oklarına karşı bu seçilmişlik bilincini bir kalkan gibi kullanırlar ve şöyle sorarlar: “Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak?” (Romalılar 8:33).
Reddiye 8
Tanrı’nın, yalnızca kendi adil iradesine dayanarak, Âdem’in düşüşüyle günah ve mahkûmiyetin ortak durumunda bazılarını bırakmayı ya da iman ve değişim için gerekli lütfu iletmede bazılarını es geçmeyi kararlaştırmadığını ileri sürenlerin hatası reddedilir.
Çünkü Kutsal Yazı açıkça şöyle der: “Demek ki Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğinin yüreğini nasırlaştırır” (Romalılar 9:18). Ve yine: “Göklerin Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi” (Matta 13:11). Aynı şekilde: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. Evet Baba, çünkü böyle yapmak senin hoşuna gitti” (Matta 11:25–26).
Reddiye 9
Tanrı’nın neden bir halka diğerinden önce müjdeyi gönderdiğinin yalnızca ve tamamen Tanrı’nın kendi iyi iradesine dayanmadığını; aksine bunun, müjde kendilerine ulaştırılmayan öteki halklardan daha iyi ve daha layık olmalarından kaynaklandığını öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü Musa bu görüşü, İsrail halkına hitap ederken şu sözlerle reddeder: “Gökler de göklerin gökleri de yeryüzü ve içindeki her şey Tanrınız RAB’bindir. Öyleyken RAB atalarınızı sevdi, onlara bağlandı. Bugün olduğu gibi, onların soyu olan sizleri bütün halkların arasından seçti” (Yasa’nın Tekrarı 10:14–15). Ve Mesih şöyle dedi: “Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı.” (Matta 11:21)
İkinci Ana Öğreti Noktası
Mesih’in Ölümü ve Bu Sayede İnsanların Kurtuluşu Üzerine
Madde 1: Tanrı’nın Adaletinin Gerektirdiği Ceza
Tanrı yalnızca en yüce merhamet sahibi değil, aynı zamanda en yüce adalet sahibidir. O’nun adaleti (kendini Kelâmı’nda açıkladığı üzere), sonsuz yüceliğine karşı işlediğimiz günahların sadece geçici değil, hem bedende hem de ruhta ebedî cezayla cezalandırılmasını gerektirir.
Ve bu cezadan, ancak Tanrı’nın adaletine tatmin edici bir cevap verilirse kaçabiliriz.
Madde 2: Mesih’in Sağladığı Tatmin
Biz ne bu tatmin edici cevabı verecek güce sahibiz, ne de kendimizi Tanrı’nın gazabından kurtarabiliriz. Bu nedenle Tanrı, sonsuz merhametiyle, bizim kefilimiz olmak üzere biricik Oğlu’nu vermeyi uygun görmüştür. O, bizim yerimize “günah” yapılmış ve “lanetlenmiştir”; öyle ki Tanrı’nın adaletini bizim adımıza tatmin etsin.
Madde 3: Mesih’in Ölümünün Sonsuz Değeri
Tanrı Oğlu’nun ölümü, günahtan dolayı sunulan tek ve tamamen yeterli kurban ve tatmindir. Sonsuz değere ve kıymete sahiptir; tüm dünyanın günahlarını gidermek için fazlasıyla yeterlidir.
Madde 4: Bu Sonsuz Değerin Nedenleri
Bu ölümün sonsuz değerinin ve gücünün nedeni şudur: Bu ölümü gerçekleştiren kişi — bizim için bir Kurtarıcı olması gerektiği üzere — sadece gerçek bir insan ve kutsallıkta mükemmel biri değil, aynı zamanda Tanrı’nın tek-doğan Oğlu’dur; Baba ve Kutsal Ruh’la aynı ezelî ve sonsuz özdendir.
Ayrıca bu ölüm, bizim günahlarımız sebebiyle hak ettiğimiz Tanrı gazabının ve lanetinin yükünü taşımıştır.
Madde 5: Müjdenin Herkese Duyurulması Buyruğu
Müjdenin vaadi şudur: Çarmıha gerilmiş Mesih’e iman eden hiç kimse yok olmayacak, aksine sonsuz yaşama kavuşacaktır. Bu vaat, tövbe ve iman etme buyruğuyla birlikte, Tanrı’nın iyi iradesi uyarınca müjdeyi ulaştırdığı bütün halklara ve kişilere ayrım gözetmeksizin ve kayırmaksızın duyurulmalı ve ilan edilmelidir.
Madde 6: İmansızlık İnsanın Sorumluluğudur
Müjdeyle çağrılan birçok kişinin tövbe etmemesi ve Mesih’e iman etmeyip imansızlık içinde mahvolması, Mesih’in çarmıhta sunduğu kurbanın herhangi bir eksikliğinden kaynaklanmaz; tamamen onların kendi suçu ve sorumluluğudur.
Madde 7: İman Tanrı’nın Armağanıdır
Gerçekten iman eden ve Mesih’in ölümü aracılığıyla günahtan ve yıkımdan kurtarılan herkes, bu nimeti kendi liyakatinden değil, yalnızca Mesih’te kendilerine ezelden beri verilmiş olan Tanrı’nın lütfundan alır.
Madde 8: Mesih’in Ölümünün Kurtaran Etkinliği
Bu, Baba Tanrı’nın tamamen özgür tasarısı, en lütufkâr isteği ve amacıdır:
Oğlu’nun değerli ölümünün diriltici ve kurtarıcı etkisi yalnızca seçilmiş olanlara ulaşsın; yalnızca onlara aklayan iman armağanı verilsin ve bu armağan aracılığıyla şaşmaz biçimde kurtuluşa eriştirilsin.
Yani Tanrı’nın isteği şudur: Mesih, çarmıhta döktüğü kanla — ki bu kan Yeni Antlaşma’yı mühürlemiştir — her halktan, oymaktan, milletten ve dilden, ezelden beri kurtuluşa seçilmiş ve Baba tarafından O’na verilmiş olanların hepsini ve yalnızca onları etkin biçimde kurtarsın. Onlara iman bağışlasın; bu iman ve Kutsal Ruh’un diğer tüm kurtaran armağanlarını ölümüyle onlar için satın almış olsun. Onları hem asli hem de fiilî tüm günahlardan — ister imandan önce ister sonra işlenmiş olsun — arındırsın; onları sonuna dek sadakatle korusun ve sonunda her türlü leke ve kusurdan arınmış olarak kendi huzurunda yüceliğe eriştirsin.
Madde 9: Tanrı’nın Tasarısının Yerine Gelmesi
Seçilmişlere yönelik ezelî sevgiden doğan bu tasarı, dünyanın başlangıcından bugüne dek güçlü bir şekilde yürütülmüştür ve bundan sonra da, cehennemin kapıları buna karşı boş yere direnmeye çalışsa da, bu tasarı gerçekleşmeye devam edecektir.
Bunun sonucu olarak, seçilmişler her biri kendi zamanında bir araya toplanacak ve Mesih’in kanı üzerine kurulu bir imanlılar topluluğu — yani kilise — daima var olacaktır. Bu kilise, kendisi uğruna bir damat gibi çarmıhta canını veren Mesih’i sadakatle seven, O’na kararlılıkla ibadet eden ve hem bu dünyada hem de sonsuzluk boyunca O’nu Kurtarıcısı olarak yücelten imanlılar topluluğudur.
Hataların Reddiyesi
Doğru öğretileri ortaya koyan Sinod, aşağıdakileri öğretişlerin hatalarını reddeder:
Reddiye 1
Baba Tanrı’nın, isim olarak kimseyi kurtarmak için sabit ve kesin bir planı olmaksızın Oğlu’nu çarmıhta ölüme mahkûm ettiğini; dolayısıyla Mesih’in ölümüyle elde edilen kurtuluşun gerekliliği, yararlılığı, değeri ve elde edilen kurtuluşun aslında hiçbir bireye uygulanmamış olsa bile, bozulmadan ve tamamen mükemmel, eksiksiz ve bütün olarak kalabileceği öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu öğreti, Baba’nın hikmetini ve İsa Mesih’in kazanımlarını aşağılar ve Kutsal Yazılar’a aykırıdır. Kurtarıcımız şöyle der: “Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm… Ben onları tanırım” (Yuhanna 10:15, 27). Peygamber Yeşaya da Kurtarıcı hakkında şöyle der: “Canını suç sunusu olarak sunarsa soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak. RAB’bin istemi onun aracılığıyla gerçekleşecek” (Yeşaya 53:10). Son olarak, bu görüş, kilise hakkındaki iman esasımızı da zedeler.
Reddiye 2
Mesih’in ölümünün amacının, kanı aracılığıyla lütuf antlaşmasını fiilen kurmak değil; yalnızca Baba’nın insanla yeniden ilişki kurma hakkını — ister lütuf ister işler temelli olsun — elde etmek olduğunu öğretenlerin hatası reddedilir. Çünkü bu, Kutsal Yazılar’ın şu öğretisine aykırıdır: “İsa daha iyi bir antlaşmanın kefili olmuştur” (İbraniler 7:22); “Mesih… yeni antlaşmanın aracısı oldu” (İbraniler 9:15); “Vasiyet ancak ölümden sonra geçerli olur” (İbraniler 9:17).
Reddiye 3
Mesih’in sağladığı tatminle, hiç kimsenin Mesih’in bu tatminini kurtuluşta etkili kılan imanı hak etmediği; ancak bu tatminin, Baba’ya insanlarla yeni bir ilişki kurma ve kendi belirlediği yeni koşulları dayatma yetkisi ya da tam iradesini kazandırdığı, bu koşulların yerine getirilmesinin ise insanın özgür seçimine bağlı olduğu, dolayısıyla ya hepsinin ya da hiçbirinin bu koşulları yerine getirmesinin mümkün olduğu öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu kişiler Mesih’in ölümünün değerini düşürmekte, onun sağladığı en önemli fayda ve sonuçları tümüyle yadsımakta ve böylece Pelagiusçuluğun yanılgısını yeniden canlandırmaktadırlar.
Reddiye 4
Baba Tanrı’nın Mesih’in ölümü aracılığıyla yaptığı yeni lütuf antlaşmasının, Mesih’in kazanımlarını imanla kabul edenlerin Tanrı önünde aklanması ve kurtulması anlamına gelmediğini; aksine Tanrı’nın, yasanın mükemmel itaat şartını geri çekerek imanın kendisini ve iman itaatinin kusurlu biçimini yasanın mükemmel itaati yerine saydığını ve bunu ebedî yaşam ödülüne layık gördüğünü öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü Kutsal Yazı açıkça şöyle der: “İnsanlar… Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar… Tanrı Mesih’i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu” (Romalılar 3:24–25). Bu öğreti, Socinus’un sapkın öğretileri gibi, Kutsal Kitap’ın ve kilisenin ortak imanına aykırıdır.
Reddiye 5
Tüm insanların uzlaşma durumuna ve antlaşma lütfuna kabul edildiğini; bu nedenle hiç kimsenin aslî günah nedeniyle mahkûm edilmeye layık olmadığını ve aslında hiç kimsenin bu sebeple mahkûm edilmeyeceğini — herkesin aslî günahtan suçsuz olduğunu — öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü Kutsal Yazı şöyle der: “Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık” (Efesliler 2:3).
Reddiye 6
“Elde etmek” ve “uygulamak” ayrımını kullanarak, ihtiyatsız ve deneyimsiz insanların zihinlerine şu görüşü yerleştirmeye çalışanların hatası reddedilir: Tanrı, Mesih’in ölümüyle kazanılmış faydaları kendi açısından tüm insanlara eşit biçimde vermek istemiştir; ancak bazıları günahların bağışını ve ebedî yaşamı alırken, bazıları almamaktadır. Bu fark ise, herkese ayrımsız sunulan lütfa katılan insanın özgür iradesine bağlıdır; yani bu farklılık, kişide etkin biçimde işleyen özel merhamet armağanına değil, kişinin kendi kararına dayanır.
Bu kişiler, söz konusu ayrımı doğru ve geçerli bir açıklamaymış gibi sunup izah ettiklerini iddia etseler de, gerçekte Pelagius’un zehrini halka aşılamaktadırlar..
Reddiye 7
Tanrı’nın en çok sevdiği ve ebedî yaşama seçtiği kişiler için Mesih’in ne ölebileceğini, ne ölmesi gerektiğini, ne de öldüğünü; zira bu kişilerin Mesih’in ölümüne ihtiyaç duymadığını öğretenlerin hatası reddedilir.
Bu görüş, elçinin şu sözlerine aykırıdır: “Beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu…” (Galatyalılar 2:20). “Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak?… Mesih İsa… bizim için aracılık etmektedir” (Romalılar 8:33–34). Kurtarıcı da şöyle der: “Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm” (Yuhanna 10:15). “Hiç kimsede, dostları uğruna canını vermekten daha büyük bir sevgi yoktur” (Yuhanna 15:12–13).
Üçüncü ve Dördüncü Ana Öğreti Noktaları
İnsanın Bozulmuşluğu, Tanrı’ya Dönüşü ve Bunun Yolu Üzerine
Madde 1: Düşüşün İnsan Doğası Üzerindeki Etkisi
İnsan başlangıçta Tanrı’nın suretinde yaratılmıştı. Zihni, Yaratıcısı’nı ve ruhsal şeyleri tanımaya yönelik doğru ve kurtaran bir bilgiyle donatılmıştı; iradesi ve yüreği doğrulukla; bütün duyguları saflıkla donatılmıştı. Kısacası, insanın tüm varlığı kutsaldı. Ancak, şeytanın kışkırtmasıyla ve kendi özgür iradesiyle Tanrı’ya isyan ederek, bu olağanüstü armağanlardan mahrum kaldı. Bunun yerine, kendisine körlük, korkunç karanlık, boşluk ve muhakeme bozukluğu; kalbinde ve iradesinde sapkınlık, başkaldırı ve katılık; ve son olarak da tüm duygularında ise her türlü kirlilik ortaya çıktı.
Madde 2: Bozulmuşluğun Yayılması
Düşüşten sonra insan, kendi benzerliğinde çocuklar doğurdu; yani kendisi bozulmuş olduğu için bozulmuş çocuklar dünyaya getirdi. Bu bozulma, Tanrı’nın adil yargısıyla, Âdem’den Mesih hariç bütün soyuna yayıldı. Bu aktarım, Pelagiusçuların eskiden savunduğu gibi taklit yoluyla değil, bozulmuş doğanın aktarımı yoluyla oldu.
Madde 3: Tam Yetersizlik
Bu nedenle tüm insanlar günah içinde gebe kalır ve doğaları gereği gazap çocukları olarak doğarlar; her türlü kurtaran iyilik için elverişsizdirler, kötülüğe eğilimlidirler, günahlarında ölüdürler ve günahın köleleridirler. Yeniden doğuşu sağlayan Kutsal Ruh’un lütfu olmadan Tanrı’ya dönmeye, bozulmuş doğalarını düzeltmeye ya da böyle bir düzeltmeye kendilerini hazırlamaya ne isteklidirler ne de muktedirdirler.
Madde 4: Doğanın Işığının Yetersizliği
Düşüşten sonra bir miktarda olsa doğanın ışığı insanda kalmıştır. Bu sayede Tanrı, doğal şeyler ve ahlaklı ile ahlaksız arasındaki fark hakkında bazı düşüncelere sahip olmaya devam eder; erdem ve iyi dışsal davranış konusunda da bir ölçüde istek gösterir. Fakat bu doğanın ışığı, insanı Tanrı’nın kurtaran bilgisine ve O’na gerçek dönüşe ulaştırmaktan çok uzaktır; hatta insan bunu doğa ve toplum işlerinde bile doğru kullanamaz. Aksine, bu ışık her ne ise, onu çeşitli biçimlerde tamamen bozar ve haksızlıkla bastırır. Böyle yaparak Tanrı’nın önünde özürsüz hâle gelir.
Madde 5: Yasanın Yetersizliği
Bu bakımdan doğanın ışığı hakkında doğru olan, Musa aracılığıyla özellikle Yahudilere verilen On Emir hakkında da doğrudur. Çünkü On Emir, günahın büyüklüğünü ortaya çıkarıp insanı suçluluğu konusunda giderek daha çok ikna etse de, bir çare sunmaz ve insanın kendi sefaletinden kaçmasına güç vermez; hatta beden yüzünden zayıf kaldığından suçluyu lanet altında bırakır. İnsan bu yasa aracılığıyla kurtaran lütfa ulaşamaz.
Madde 6: Müjdenin Kurtaran Gücü
Öyleyse doğanın ışığının da yasanın da yapamadığını Tanrı, Kutsal Ruh’un gücüyle, Kelâm aracılığıyla ya da barışma hizmeti aracılığıyla gerçekleştirir. Bu, Mesih hakkındaki müjdedir. Tanrı hem Eski hem de Yeni Antlaşma’da iman edenleri bu müjde aracılığıyla kurtarmayı uygun görmüştür.
Madde 7: Müjdeyi Açıklamada Tanrı’nın Egemen Özgürlüğü
Eski Antlaşma’da Tanrı, iradesinin bu sırrını az sayıda insana açıkladı; Yeni Antlaşma’da ise (artık halklar arasında hiçbir ayrım yapmadan) bunu çok sayıda insana açıkladı. Bu farkın nedeni, bir ulusun diğerine göre daha değerli olması ya da doğanın ışığını daha iyi kullanması değil, Tanrı’nın özgür iradesi ve hak edilmemiş sevgisidir. Bu nedenle, hak ettiklerinin ötesinde ve buna rağmen bu kadar çok lütuf alanlar, bunu alçakgönüllü ve şükran dolu kalplerle kabul etmelidirler; öte yandan, elçi ile birlikte, bu lütfu almayan diğerleri üzerindeki Tanrı’nın yargılarının sertliğini ve adaletini hayranlıkla karşılamalıdırlar (ama kesinlikle meraklı bir şekilde araştırmamalıdırlar).
Madde 8: Müjdenin Ciddi Çağrısı
Bununla birlikte müjde aracılığıyla çağrılanların hepsi gerçekten ve ciddiyetle çağrılmıştır. Çünkü Tanrı, Kelâmı’nda, kendisini hoşnut eden şeyi en ciddi ve en gerçek bir biçimde bildirir: çağrılanların O’na gelmesini ister. Yine ciddi biçimde, kendisine gelen ve iman eden herkese ruhları için huzur ve sonsuz yaşam vaat eder.
Madde 9: Müjdeyi Reddetmenin Sorumluluğu
Müjde hizmetiyle çağrılan birçok kişinin gelmemesi ve iman etmemesi, müjdeye, müjde aracılığıyla sunulan Mesih’e, müjde aracılığıyla onları çağıran ve hatta onlara çeşitli armağanlar bahşeden Tanrı’ya değil, çağrılan kişilerin kendilerine atfedilmelidir. Bazıları kendinden emin oldukları için yaşam sözünü bile dikkate almazlar; diğerleri ise dikkate alırlar ama yüreklerine almazlar ve bu nedenle geçici bir imanın geçici sevincinden sonra tekrar eski hallerine dönerler; diğerleri ise yaşamın endişeleri ve dünyanın zevkleri ile sözün tohumunu boğarlar ve hiçbir meyve vermezler. Kurtarıcımız bunu ekici benzetmesinde öğretir (Matta 13).
Madde 10: İman Etmek Tanrı’nın İşidir
Müjde hizmetiyle çağrılan diğerlerinin gelip iman etmeleri, sanki kişi, iman ve dönüşüm için eşit veya yeterli lütufla donatılmış diğerlerinden özgür iradesiyle kendini ayırıyormuş gibi (Pelagius’un kibirli sapkınlığının savunduğu gibi) insana atfedilmemelidir. Hayır, bu Tanrı’ya atfedilmelidir: tıpkı sonsuzluktan beri Mesih’te kendi halkını seçtiği gibi, zaman içinde de onları etkili bir şekilde çağırır, onlara iman ve tövbe bahşeder ve onları karanlığın egemenliğinden kurtararak, onları Oğlu’nun krallığına getirir, böylece onları karanlıktan bu muhteşem ışığa çağıranın harika işlerini ilan etsinler ve kendileriyle değil, Rab’le övünsünler, tıpkı Kutsal Yazılarda havarilerin sözlerinin sık sık tanıklık ettiği gibi.
Madde 11: İnsanın İman Etmesinde Kutsal Ruh’un İşi
Dahası, Tanrı seçilmişlerinde bu iyi isteğini yerine getirdiğinde veya onlarda gerçek ruhsal dönüşümü gerçekleştirdiğinde, sadece onlara dışsal olarak müjdeyi duyurmakla kalmaz, aynı zamanda Kutsal Ruh aracılığıyla zihinlerini güçlü bir şekilde aydınlatarak Tanrı’nın Ruhu’nun işlerini doğru bir şekilde anlamalarını ve ayırt etmelerini sağlar, aynı zamanda Ruh’un yenileyici ve etkili işleyişiyle insanın en içteki varlığına nüfuz eder, kapalı yürekleri açar, sert kalbi yumuşatır ve sünnetsiz kalbi sünnet eder. İradeye yeni nitelikler aşılar, ölü iradeyi canlandırır, kötü olanı iyi, isteksiz olanı istekli, inatçı olanı uysal hale getirir; iradeyi harekete geçirir ve güçlendirir, böylece iyi bir ağaç gibi iyi işlerin meyvelerini verebilir hale gelir.
Madde 12: Yeniden Doğuşun Doğaüstü Bir İş Oluşu
İşte bu, Kutsal Yazılar’da açıkça ilan edilen yeniden doğuş, yeni yaratılış, ölümden diriliş ve yaşama kavuşturulmadır. Tanrı bunu bizde, bizim yardımımız olmadan gerçekleştirir. Bu iş, yalnızca dışsal öğretimle, ahlaki ikna ile ya da Tanrı işini yaptıktan sonra geriye kalanının insanın elinde kaldığı bir yöntemle gerçekleşmez. Aksine bu, tamamen doğaüstü bir iştir; aynı zamanda son derece güçlü ve son derece lütufkâr, hayranlık uyandırıcı, gizli ve tarif edilemez bir iştir. Etkinliği bakımından yaratılıştan ya da ölüleri diriltmekten daha aşağı değildir; çünkü bu işin yazarı tarafından esinlenmiş Kutsal Yazılar böyle öğretir. Bu nedenle Tanrı’nın yüreklerinde bu harika bir şekilde çalıştığı herkes kesinlikle, şaşmaz biçimde ve etkili olarak yeniden doğar ve gerçekten iman eder. Böylece yenilenmiş olan irade yalnızca Tanrı tarafından harekete geçirilip yönlendirilmekle kalmaz; Tanrı tarafından harekete geçirilirken kendisi de etkin olur. Bu sebeple insanın, aldığı bu lütufla iman ve tövbe ettiğini söylemek doğru olacaktır.
Madde 13: Yeniden Doğuşun Kavranılamayan Yolu
Bu işleyişin nasıl gerçekleştiğini bu yaşamda imanlılar tam olarak anlayamaz. Buna rağmen, Tanrı’nın lütfuyla yürekten iman ettiklerini ve Kurtarıcılarını sevdiklerini bilip deneyimlemekle yetinirler.
Madde 14: Tanrı’nın İmanı Verme Şekli
Bu nedenle, iman Tanrı’nın bir armağanıdır, ancak bu, Tanrı’nın insana seçim yapması için sunduğu bir armağan değil, aslında iman, Tanrı tarafından insana bahşedilen, üflenen ve aşılanan bir armağandır. Bu, Tanrı’nın sadece inanma potansiyelini bahşettiği, sonra insanın kendi seçimiyle bunu onaylamasını, beklediği bir armağan da değildir. Bilakis, iman, Tanrı’nın hem insanın içinde iman etme isteğini hem de imanı bizzat yarattığı, hem isteyerek hem de hareket ederek gerçekleşen bir armağandır.
Madde 15: Tanrı’nın Lütfuna Verilen Tepkiler
Tanrı bu lütfu kimseye borçlu değildir. Tanrı, geri ödeyebileceği hiçbir şeyi olmayan birine ne borçlu olabilir ki? Gerçekten de, Tanrı, verecek hiçbir şeyi olmayan, sadece günah ve yalanla dolu birine ne borçlu olabilir ki? Bu nedenle, bu lütfu alan kişi, yalnızca Tanrı’ya sonsuz şükran borçludur ve ona şükranlarını sunar; bu lütfu almayan kişi ise ya bu ruhsal konulara hiç önem vermez ve kendi durumundan memnun olur ya da kendini beğenmişlikle, sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu düşünerek aptalca övünür. Dahası, elçilerin örneğini izleyerek, dıştan imanlarını açıkça beyan eden ve hayatlarını düzeltenler hakkında olabildiğince olumlu düşünmeli ve konuşmalıyız, çünkü kalbin iç odaları bizim için bilinmez. Ama henüz çağrılmamış olanlar için, olmayan şeyleri varmış gibi çağıran Tanrı’ya dua etmeliyiz. Ancak, hiçbir şekilde kendimizi onlardan daha iyiymiş gibi, onlardan ayrılmış gibi görerek gururlanmamalıyız.
Madde 16: Yeniden Doğuşun Etkisi
Ancak, insanın düşüşüyle birlikte, akıl ve iradeyle donatılmış insan olmaktan çıkmadığı gibi, tüm insan ırkına yayılmış olan günah da insan ırkının doğasını ortadan kaldırmamış, onu çarpıtmış ve ruhsal olarak öldürmüştür. Aynı şekilde, bu ilahi yenilenme lütfu da insanlara sanki onlar taş ve kaya parçalarıymış gibi davranmaz; iradeyi ve onun özelliklerini ortadan kaldırmaz ya da isteksiz bir iradeye zorla boyun eğdirmez, aksine onu ruhsal olarak canlandırır, iyileştirir, ıslah eder ve hem hoş hem de güçlü bir şekilde geri döndürür. Sonuç olarak, daha önce bedenin isyanı ve direnişinin tamamen hakim olduğu yerde, artık Ruh’un hazır ve samimi itaati hakim olmaya başlar. İrademizin gerçek ve ruhsal olarak yenilenmesi ve özgürlüğü işte budur. Bu nedenle, her iyi şeyin muhteşem Yaratıcısı bizimle ilgilenmemiş olsaydı, insan, henüz ayakta duruyor görünse bile, kendini yıkıma sürükleyen özgür iradesiyle düşüşünden kalkma umuduna sahip olamazdı. Dolayısıyla, her iyi şeyin muhteşem Yaratıcısı bizimle ilgilenmeseydi, insan, hala ayakta dururken kendini yıkıma sürükleyen özgür iradesiyle düşüşünden kalkma umuduna sahip olamazdı.
Madde 17: Yeniden Doğuşta Tanrı’nın Araçları Kullanması
Tanrı’nın doğal yaşamımızı var eden ve sürdüren kudretli işi, kudretini kullanmak üzere sonsuz hikmeti ve iyiliğiyle tayin ettiği araçları dışlamaz; aksine onları gerekli kılar. Aynı şekilde, Tanrı’nın bizi yeniden doğuran bu doğaüstü işi de, büyük hikmetiyle yeniden doğuşun tohumu ve ruhun gıdası olarak tayin ettiği müjdenin kullanımını hiçbir şekilde dışlamaz ve geçersiz kılmaz.
Bu nedenle, bugün bile kilisede, ister öğretenler ister öğretilenler olsun, Tanrı’nın kendi iyi isteğiyle birbirine sıkı sıkıya bağlamayı dilediği şeyleri ayırarak O’nu sınamaya cüret etmek söz konusu olamaz. Çünkü lütuf öğütler aracılığıyla bahşedilir ve görevimizi ne kadar istekle yerine getirirsek, Tanrı’nın içimizde işlediği yararın parlaklığı o kadar artar ve O’nun işi o denli iyi ilerler. Gerek bu araçlar, gerekse onların kurtarıcı meyveleri ve etkileri için, tüm şeref sonsuza dek yalnızca O’na aittir. Amin.
Hataların Reddiyesi
Doğru öğretileri ortaya koyan Sinod, aşağıdakileri öğretişlerin hatalarını reddeder:
Reddiye 1
Orijinal günahın kendi başına tüm insanlığı mahkûm etmeye veya hem geçici hem de ebedî cezayı hak ettirmeye yeterli olmadığı yönündeki öğretileri reddedilir.
Çünkü bu, elçinin şu sözleriyle çelişir: “Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12); “Yargı tek bir suçtan ötürü mahkûmiyete yol açtı” (Romalılar 5:16); “Günahın ücreti ölümdür” (Romalılar 6:23).
Reddiye 2
İnsan ilk yaratıldığında, ruhsal armağanların veya iyilik, kutsallık ve doğruluk gibi iyi eğilimlerin ve erdemlerin insanın iradesine yerleşmiş olamayacağını ve bu nedenle düşüşte iradeden ayrılamayacağı görüşü reddedilir. Çünkü bu, elçinin Tanrı suretini Efesliler 4:24’te tanımlarken söylediği “doğruluk ve kutsallık” ifadeleriyle açıkça çelişir; zira bunlar iradeye aittir.
Reddiye 3
Ruhsal ölüm hâlinde ruhsal armağanların insan iradesinden ayrılmadığını; iradenin aslında hiç bozulmadığını, yalnızca zihnin karanlığı ve duyguların düzensizliğiyle engellendiğini; bu engeller ortadan kalkınca iradenin kendi doğal gücüyle her sunulan iyiyi seçebilir hâle geleceğini öğreten görüş reddedilir.
Bu, yeni ve yanlış bir görüştür; insanın özgür iradesini yüceltir ve peygamberin şu sözüne karşıdır: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez bir hastalıktır” (Yeremya 17:9).
Ayrıca elçinin sözüne de karşıdır: “Bir zamanlar hepimiz… benliğin ve aklın arzularını yerine getirirdik” (Efesliler 2:3).
Reddiye 4
Yeniden doğmamış insanın gerçekten ve tümüyle günah içinde ölü olmadığı; ruhsal iyiliklere dair tüm güçleri kaybetmediği; doğruluğa ve yaşama açlık duyabileceği ve Tanrı’ya hoş gelen kırık (tövbekâr) bir ruhun kurbanını sunabileceği görüşü reddedilir.
Bu görüşler Kutsal Yazı’nın açık tanıklığına aykırıdır: “Sizler… suçlarınızdan ve günahlarınızdan ötürü ölüydünüz” (Efesliler 2:1,5); “Rab baktı, insanın yüreğindeki eğilim çocukluğundan beri kötüdür” (Yaratılış 8:21). Ayrıca doğruluğa açlık ve susuzluk duyma ve tövbekâr ruhun kurbanı yalnızca yeniden doğmuş kişilere özgüdür (Mezmur 51; Matta 5:6).
Reddiye 5
Bozulmuş ve doğal insanın, Pelagiusçu anlamda “genel lütuf” dedikleri doğanın ışığını veya düşüşten sonra kendisinde kalan armağanları öylesine iyi kullanabileceği; böylece zamanla daha büyük, yani müjdesel ve kurtaran lütfa erişebileceği ve bu yolla kurtuluşa ulaşabileceği yönündeki görüşü reddedilir.
Kutsal Yazı ve çağlar boyunca süregelmiş tanıklık bu görüşün yanlış olduğunu gösterir: “Sözünü Yakup soyuna, kurallarını, ilkelerini İsrail’e bildirir. Başka hiçbir ulus için yapmadı bunu, onlar O’nun ilkelerini bilmezler” (Mezmur 147:19–20); “Tanrı geçmiş çağlarda bütün ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdi” (Elçilerin İşleri 14:16); “Kutsal Ruh, Tanrı sözünü Asya İli’nde yaymalarını engelledi… İsa’nın Ruhu onlara izin vermedi” (Elçilerin İşleri 16:6–7).
Reddiye 6
İnsanın ruhsal dönüşümünde, Tanrı’nın yeni nitelikleri, eğilimleri ya da yetenekleri insanın iradesine aşılayamayacağı veya aktaramayacağı; ayrıca, bizi ilk olarak ruhsal dönüşüme ulaştıran ve ‘imanlılar’ olarak adlandırılmamıza neden olan imanın [ya da inancın], Tanrı tarafından aşılanan bir nitelik veya yetenek değil, yalnızca insanın bir eylemi olduğu ve bu nedenle imana ulaşma gücü dışında bir yetenek olarak adlandırılamayacağı yönündeki öğreti reddedilir.
Çünkü bu görüşler, Tanrı’nın iman, itaat ve sevgisini deneyimleme gibi yeni nitelikleri kalplerimize aşıladığını veya döktüğünü ifade eden Kutsal Yazılarla çelişmektedir: “Yasamı onların zihinlerine koyacağım ve kalplerine yazacağım” (Yeremya 31:33); “Susamış toprağı sulayacak, kurumuş toprakta dereler akıtacağım. Çocuklarının üzerine Ruhum’u dökecek, soyunu kutsayacağım” (Yeşaya 44:3); “Tanrı’nın sevgisi, bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla kalplerimize dökülmüştür” (Romalılar 5:5). Bu sapkın görüşler, peygamberle birlikte dua eden kilisenin süregelen uygulamalarıyla da çelişmektedir: “Beni dönüştür, Rab, ben de dönüşeyim” (Yeremya 31:18).
Reddiye 7
Tanrı’ya iman etmemizi sağlayan lütfun, nazik bir ikna dışında bir şey olmadığını veya (başkaları tarafından açıklanan şekilde) Tanrı’nın insanın ruhsal dönüşümünde en asil ve insan doğasına en uygun olan yolun ikna yoluyla gerçekleştiğini ve bu ahlaki ikna lütfunun, kendi başına bile doğal insanları ruhsal hale getirmesini engelleyen hiçbir şeyin olmadığını öğretenler; aslında, Tanrı’nın iradeyi ancak bu ahlaki ikna yoluyla ikna ettiğini ve Tanrı’nın Şeytan’ın işini aşan etkinliğinin, Tanrı’nın sonsuz faydalar vaat ederken Şeytan’ın geçici faydalar vaat etmesinden kaynaklandığını öğretenler reddedilir.
Çünkü bu öğreti tamamen Pelagiusçu bir görüştür ve Kutsal Yazıların tamamına aykırıdır. Kutsal Yazılar, bu ikna dışında, Kutsal Ruh’un insanın ruhsal dönüşümünde etki ettiği çok daha etkili ve ilahi bir yol olduğunu da kabul eder. Hezekiel’in yazdığı üzere: “Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım…” (Hezekiel 36:26).
Reddiye 8
Tanrı’nın insana yeniden doğuş sağlarken, insanın iradesini imana ve ruhsal dönüşüme güçlü ve şaşmaz biçimde yönelten kudretli gücünü kullanmadığını; Tanrı tüm lütufsal işleri tamamladıktan sonra bile insanın Tanrı’ya ve Kutsal Ruh’a direnebileceğini; Tanrı’nın yeniden doğurmak istediği hâlde insanın bunu tamamen engelleyebileceğini; yani yeniden doğuşun olup olmamasının insanın gücüne bağlı olduğunu öğreten görüş reddedilir.
Bu anlayış, dönüşümümüzde Tanrı’nın lütfunun tüm etkinliğini ortadan kaldırır ve her şeye gücü yeten Tanrı’nın işini insan iradesine tabi kılar.
Elçiler şöyle öğretir: “İman eden bizler için etkin olan Tanrı’nın kudretinin büyüklüğü…” (Efesliler 1:19); “Tanrı… imanınızı kendi gücüyle sonuçlandırsın” (2 Selanikliler 1:11); “Tanrısal gücü bize yaşam ve Tanrı yolunda yürümek için gereken her şeyi verdi” (2 Petrus 1:3).
Reddiye 9
Lütuf ve özgür iradenin, ruhsal dönüşümü başlatmak üzere işbirliği yapan eşzamanlı ve kısmi nedenler olduğunu; lütfun etki sırasına göre iradenin etkililiğinden önce gelmediğini, yani insan iradesi kendisini motive edip karar vermeden önce Tanrı’nın insan iradesinin ruhsal dönüşümüne etkili bir şekilde yardım etmediğini öğreten görüşler reddedilir.
Bu Pelagiusçu öğretiyi İlk Kilise çok önceden mahkûm etmiştir. Elçi şöyle der: “Bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır” (Romalılar 9:16); “Seni başkasından üstün kılan kim?…” (1 Korintliler 4:7); “İçinizde hem istemeyi hem de yapmayı Tanrı sağlar” (Filipililer 2:13).
Beşinci Ana Öğreti Noktası
Kutsalların Sabırla Dayanması Üzerine
Madde 1: Günahtan Tamamen Arınmamış Olanlar
Tanrı, kendi amacına göre, Oğlu İsa Mesih ile birliğe çağırdığı ve Kutsal Ruh tarafından yeniden yaşama kavuşturulan kişileri, bu yaşamda tamamen etten ve bedenin günahından özgür kılmasa da, günahın egemenliğinden ve köleliğinden kurtarır.
Madde 2: Zayıflıktan Doğan Günahlara İmanlının Tepkisi
Bu nedenle her gün zayıflıktan kaynaklanan günahlar ortaya çıkar ve kutsalların en iyi işlerinde bile kusurlar bulunur. Bu durum onları Tanrı’nın önünde sürekli alçalmaya, çarmıha gerilmiş Mesih’e sığınmaya, dua ruhuyla ve dindarlık egzersizleriyle benliği giderek öldürmeye, ve nihayet bu ölüm bedeninden kurtulup Tanrı Kuzusu’yla gökte egemenlik sürecekleri zamana dek mükemmelliğe doğru ilerlemeye yöneltir.
Madde 3: Tanrı’nın İman Etmiş Olanları Korumadaki Sadakati
İçlerinde kalan günah kalıntıları ve dünyanın ve Şeytan’ın ayartmaları nedeniyle, iman etmiş olanlar kendi güçlerine bırakılmış olsalardı bu lütufta sabırla dayanamazlardı. Ancak Tanrı sadıktır; kendilerine bir kez bahşedilmiş olan lütufta onları merhametle güçlendirir ve bu lütufta güçlü bir şekilde sonuna dek korur.
Madde 4: Gerçek İmanlıların Ağır Günahlara Düşme Tehlikesi
Tanrı’nın lütfu ile gerçek imanlıları güçlendiren ve koruyan bu güç, bedenin gücünden çok daha üstün olmasına rağmen, iman etmiş olanlar her zaman Tanrı tarafından o kadar harekete geçirilip motive edilmezler ki, belirli eylemlerde kendi hatalarıyla lütfun yolundan sapabilir, bedenin arzularına kapılıp yoldan çıkabilir ve onlara boyun eğebilirler. Bu nedenle, ayartılmamaları için sürekli uyanık olmalı ve dua etmelidirler. Bunu yapmadıkları zaman, sadece beden, dünya ve Şeytan tarafından günahlara, hatta ciddi ve aşırı günahlara sürüklenmekle kalmazlar, aynı zamanda bazen Tanrı’nın adil izniyle sürüklenirler. Kutsal Yazılar’da anlatılan Davut’un, Petrus’un ve diğer kutsalların düşüşleri bunu açıkça göstermektedir.
Madde 5: Bu Ciddi Günahların Etkileri
Böylesi korkunç günahlarla Tanrı’yı derinden gücendirirler, ölüm cezasını hak ederler, Kutsal Ruh’u üzerler, imanlarının işleyişini bir süre askıya alırlar, vicdanlarını ağır biçimde yaralarlar ve bazen imanlılar Tanrı’nın lütfunun farkındalığını geçici bir süre kaybederler — tâ ki samimi tövbeyle geri dönene dek. O zaman Tanrı’nın baba şefkatiyle parlayan yüzünün ışığı yeniden üzerlerine doğar.
Madde 6: Tanrı’nın Kurtaran Müdahalesi
Ancak merhametle dolu olan Tanrı, değişmez seçilmişlik kararı uyarınca, halkını en ağır düşüşlerinde bile Kutsal Ruh’tan tamamen yoksun bırakmaz; onların evlat edinilme lütfunu kaybetmelerine, aklanma durumundan düşmelerine veya ölüme götüren günahı (Kutsal Ruh’a karşı olan günahı) işlemelerine izin vermez; onları tümüyle terk edilmiş olarak, ebedî yıkıma sürüklemez.
Madde 7: Tövbe İçin Yenilenme
Her şeyden önce Tanrı, düşen kutsalların içinde yeniden doğuşun bozulmaz tohumunu korur; yok olmasına veya yerinden sökülmesine izin vermez. Ardından Kelâmı ve Ruhu aracılığıyla onları kesin ve etkili bir şekilde tövbeye döndürür; böylece işledikleri günahlardan dolayı içten ve Tanrısal bir üzüntü duyarlar; imanla ve tövbekâr bir yürekle Aracının kanında bağışlanmayı arar ve bulurlar; insanla barışmış Tanrı’nın lütfunu yeniden tadarlar; O’nun merhametlerine imanla taparlar; ve bundan sonra kendi kurtuluşları için korku ve titremeyle daha çok gayret gösterirler.
Madde 8: Bu Korunmanın Kesinliği
Dolayısıyla iman ve lütuftan bütünüyle düşmemeleri ya da düşüşlerinde kalıcı olarak kalıp mahvolmamaları, kendi güçlerinden ya da liyakatlerinden değil, yalnızca Tanrı’nın karşılıksız merhametindendir. Zira bu durum, kendileri açısından yalnızca mümkün olmakla kalmaz, kaçınılmaz olurdu; fakat Tanrı açısından imkânsızdır. Çünkü Tanrı’nın kararı değiştirilemez; vaadi boşa çıkmaz; amacına göre yaptığı çağrı geri alınamaz; Mesih’in kazanımı gibi, aracılığı ve koruyuşu da etkisiz kılınamaz; Kutsal Ruh’un mühürlemesi ise ne geçersiz kılınabilir ne de silinebilir.
Madde 9: Bu Korunmanın Güvencesi
Kurtuluşa seçilmiş olanların korunması ve gerçek imanlıların imanlarında sabırla dayanmaları konusunda, imanlıların kendileri — imanlarının ölçüsüne göre — güvenceye gerçekten ulaşırlar. Bu güvenceyle, kilisenin gerçek ve diri üyeleri olduklarına ve daima öyle kalacaklarına kesin olarak inanırlar; günahlarının bağışlandığını ve sonsuz yaşama sahip olduklarını bilirler.
Madde 10: Bu Güvencenin Temeli
Bu güvence, Tanrı’nın Kelâmı’nın ötesinde veya dışında bir özel vahiyden değil, Tanrı’nın bizleri teselli etmek üzere Kelâmı’nda bolca açıkladığı vaatlere iman etmekten; Tanrı’nın Ruhu’nun bizim ruhumuzla birlikte Tanrı’nın çocukları ve mirasçıları olduğumuza tanıklık etmesinden (Romalılar 8:16–17); ve son olarak, iyi bir vicdanı koruma ve iyi işler yapma yönündeki ciddi ve kutsal arzudan kaynaklanır. Eğer Tanrı’nın seçtikleri, sonunda zaferin kendilerinin olacağına dair bu sağlam teselliye ve sonsuz yüceliğin bu güvenilir güvencesine sahip olmasaydı, bütün insanlar arasında en zavallıları olurlardı.
Madde 11: Bu Güvence Konusunda Yaşanan Şüpheler
Bu arada Kutsal Yazılar, iman edenlerin bu yaşamda çeşitli bedensel şüphelerle mücadele ettiklerini ve ağır ayartılar altında her zaman iman güvencesinin tamlığını ve sabırla dayanmanın kesinliğini deneyimlemediklerini bildirir. Fakat bütün tesellinin Babası olan Tanrı, onların güçlerinin üstünde ayartılmalarına izin vermez; ayartıyla birlikte dayanabilecekleri bir çıkış yolu da sağlar (1 Korintliler 10:13); ve Kutsal Ruh aracılığıyla onların sabırla dayanma güvenini yeniden canlandırır.
Madde 12: Bu Güvencenin Dindarlığa Teşvik Oluşu
Bu sabırla dayanma güvencesi, imanlılarda kibirli bir ruh ya da bedensel bir güvenlik hissi doğurmak şöyle dursun; aksine alçakgönüllülüğün, evlatsal saygının, gerçek dindarlığın, her mücadelede sabırla dayanmanın, ateşli duaların, çarmıhı taşımada ve gerçeği ikrar etmede sabırla dayanmanın ve Tanrı’daki sağlam sevincin gerçek kaynağıdır. Bu nedenle bu nimetin üzerinde düşünmek, kutsal minnettarlığın ve iyi işlerin ciddi ve sürekli uygulanmasına teşvik eder. Kutsal Yazılar’ın tanıklığı ve kutsalların örnekleri bunu açıkça gösterir.
Madde 13: Güvencenin Sorumluluğu Artırması
Sabırla dayanma güveninin imanlının içinde yeniden doğması, onu başıboşluğa veya dindarlığı umursamamaya yöneltmez; aksine Rab’bin önceden hazırladığı yollarda yürümeye çok daha dikkatli ve özenli kılar. Bu yollarda yürüyenler, sabırla dayanma güvenini bu yürüyüş aracılığıyla koruyabilirler. Ancak Tanrı’nın baba şefkatini suiistimal ederlerse, lütufkâr Tanrı’nın yüzü onlardan geri dönebilir — ki dindar kişiler için O’nun yüzüne bakmak hayattan daha tatlıdır, ondan yoksun kalmak ise ölümden daha acıdır — ve bunun sonucunda daha büyük ruhsal acılar içine düşebilirler.
Madde 14: Tanrı’nın İmanlının Sabırla Dayanmasında Kullandığı Araçları
Tanrı, bizdeki bu lütuf işini müjde vaazıyla başlatmayı nasıl uygun gördüyse, bu işi müjdenin işitilmesi ve okunmasıyla, onun üzerinde tefekkür edilmesiyle, onun öğütleri, uyarıları, tehditleri ve vaatleri aracılığıyla ve sakramentlerin kullanımıyla korur, sürdürür ve tamamlar.
Madde 15: Sabırla Dayanma Öğretisine Farklı Tepkiler
Kutsalların sabırla dayanması ve bunun güvencesi hakkındaki bu öğreti — Tanrı’nın adına yücelik kazandırmak ve dindarları teselli etmek için Kelâmı’nda çok zengin biçimde açıkladığı ve imanlıların yüreklerine mühürlediği bu öğreti — bedensel düşünce tarafından anlaşılamaz; Şeytan tarafından nefret edilir; dünya tarafından alay konusu edilir; cahil ve ikiyüzlü kişiler tarafından kötüye kullanılır; sapkın ruhlar tarafından saldırıya uğrar. Fakat Mesih’in gelini bu öğretiyi her zaman sevmiş, onu paha biçilmez bir hazine gibi saklamış ve sabırla dayanarak savunmuştur. Ve Tanrı — ki hiçbir plan O’na karşı koyamaz ve hiçbir güç O’nu alt edemez — kilisesinin bunu sürdürmesini sağlayacaktır. Bu tek Tanrı’ya — Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’a — sonsuza dek yücelik ve şeref olsun. Âmin.
Hataların Reddiyesi
Doğru öğretileri ortaya koyan Sinod, aşağıdakileri öğretişlerin hatalarını reddeder:
Reddiye 1
Gerçek imanlıların sabırla dayanmalarının, seçilmişliğin bir sonucu ya da Mesih’in ölümüyle kazanılmış bir Tanrı armağanı olmadığı; aksine, onların ‘kesin seçilmişlik’ adını verdikleri ve aklanmadan önce insanın özgür iradesiyle yerine getirmesi gereken Yeni Antlaşma’ya ait bir koşul olduğu yönündeki öğretilerin hatası reddedilir.
Çünkü Kutsal Yazı, sabırla dayanmanın seçilmişlikten kaynaklandığını ve Mesih’in ölümü, dirilişi ve aracılığı sayesinde seçilmişlere verildiğini açıkça bildirir: “İsrail aradığına kavuşamadı, seçilmiş olanlar ise kavuştular. Geriye kalanlarınsa yürekleri nasırlaştırıldı” (Rom. 11:7). “Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı… Mesih’in sevgisinden bizi kim ayırabilir?” (Rom. 8:32–35).
Reddiye 2
Tanrı’nın imanlıya sabırla dayanmak için yeterli güç sağladığını ve imanlı görevini yerine getirdiği sürece Tanrı’nın bu gücü korumaya hazır olduğunu; fakat imanda sabırla dayanmak için gerekli olan her şey sağlanmış ve Tanrı’nın bu gücü korumak için kullanmayı uygun gördüğü her şey yürürlükte olsa bile, son tahlilde sabırla dayanıp dayanmamanın insan iradesinin seçimine bağlı olduğunu öğretenlerin hatası reddedilir.
Bu, açık bir Pelagiusçuluktur; insanı özgür kılmak isterken onu kutsal olana karşı saygısız kılar. Böyle bir anlayış, insanın övünme payını ortadan kaldıran ve bu nimetin övgüsünü yalnızca Tanrı’nın lütfuna atfeden müjde öğretisiyle de çelişir. Elçi şöyle der: “Rab İsa Mesih… kendi gününde kusursuz olmanız için sizi sonuna dek pekiştirecektir” (1 Kor. 1:8).
Reddiye 3
Gerçekten iman eden ve yeniden doğmuş olanların, sadece aklayan imanı değil, aynı zamanda lütfu ve kurtuluşu da tamamen ve sonuna dek kaybedebileceklerini; hatta gerçekte sık sık bunları kaybedip ebediyen mahvolduklarını öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu görüş, aklanmanın ve yeniden doğuşun lütfunu ve Mesih’in sürekli koruyuşunu boşa çıkarır. Elçi Pavlus’un açık sözlerine aykırıdır: “Biz daha günahkârken Mesih bizim için öldü… O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir” (Rom. 5:8–9). Elçi Yuhanna’nın sözlerine de aykırıdır: “Tanrı’dan doğmuş olan… günah işlemez; Tanrı’nın tohumu onda yaşar…” (1 Yhn. 3:9). Ayrıca Mesih’in sözlerine de aykırıdır: “Asla mahvolmayacaklar… kimse onları Baba’nın elinden kapamaz” (Yhn. 10:28–29).
Reddiye 4
Gerçekten iman eden ve yeniden doğmuş olanların, ölüme götüren günahı (Kutsal Ruh’a karşı olan günahı) işleyebileceklerini öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü aynı elçi Yuhanna, ölüme götüren günahtan söz edip böyleleri için dua edilmemesini söyledikten hemen sonra şunu ekler: “Tanrı’dan doğmuş olan böyle bir günah işlemez… Tanrı’dan doğmuş olan İsa Mesih onu korur ve kötü olan ona dokunamaz” (1 Yhn. 5:18).
Reddiye 5
Özel bir vahiy olmaksızın, bu yaşamda gelecekteki sabırla dayanma konusunda hiçbir güvenceye sahip olamayacağımızı öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu öğreti, gerçek imanlıların bu hayattaki sağlam tesellisini ortadan kaldırır ve Roma Katoliklerinin kuşkusunu yeniden kiliseye sokar. Oysa Kutsal Yazılar, güvenceyi özel ve olağanüstü bir vahiyden değil, Tanrı çocuklarına özgü belirtilerden ve Tanrı’nın tamamen güvenilir vaatlerinden çıkarır. Elçi Pavlus şöyle der: “Bizi Mesih’te olan Tanrı sevgisinden ayırmaya hiçbir şey güç yetiremez” (Rom. 8:39). Yuhanna da şöyle bildirir: “O’nun bizde yaşadığını bize verdiği Ruh sayesinde biliriz” (1 Yhn. 3:24).
Reddiye 6
Sabırla dayanmanın ve kurtuluşun kesinliği öğretisinin, doğası gereği beden için bir afyon olduğunu ve dindarlığa, iyi ahlaka, duaya ve diğer kutsal dindarlık alıştırmalarına zarar verdiğini; buna karşılık bu konuda kuşku duymanın övülmesi gerektiğini öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu kişiler, Tanrı’nın lütfunun etkin işleyişini ve içimizde yaşayan Kutsal Ruh’un işini bilmediklerini gösterirler. Ayrıca elçi Yuhanna’nın açık sözlerine aykırıdır: “Mesih’te bu umuda sahip olan, O pak olduğu gibi kendini pak kılar” (1 Yhn. 3:2–3). Ayrıca hem Eski hem Yeni Antlaşma’daki kutsalların örnekleri bu görüşü çürütür; çünkü onlar sabırla dayanma ve kurtuluşlarından emin oldukları hâlde dua ve diğer dindarlık eylemlerinde istikrarlı olmuşlardır.
Reddiye 7
Bir süreliğine iman edenlerin imanının, aklayan ve kurtaran imandan yalnızca “süre” bakımından farklı olduğunu öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü Mesih’in kendisi Matta 13:20 ve sonrası ile Luka 8:13 ve sonrasında geçici ve gerçek inananlar arasındaki bu diğer farkları açıkça tanımlamaktadır: O, ilk grubun tohumları kayalık toprağa, ikinci grubun ise iyi toprağa veya iyi kalbe düştüğünü söyler; ilk grubun kökleri yoktur, ikinci grup ise sağlam köklere sahiptir; ilk grup meyve vermez, ikinci grup ise çeşitli ölçülerde, kararlılık veya azimle meyve verir.
Reddiye 8
Bir kimsenin daha önceki yeniden doğuşunu kaybettikten sonra yeniden, hatta sık sık yeniden doğmasının mümkün olduğunu öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu öğreti, Tanrı’nın yeniden doğuşta kullandığı tohumun bozulmazlığını inkâr eder. Elçi Petrus şöyle der: “Ölümsüz tohumdan… yeniden doğdunuz” (1 Pet. 1:23).
Reddiye 9
Mesih’in hiçbir yerde imanlıların sarsılmaz bir sabırla imanlarını sürdürmeleri için dua etmediğini öğretenlerin hatası reddedilir.
Çünkü bu görüş, Mesih’in bizzat kendisine aykırıdır: “İmanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim” (Luka 22:32). Ve Yuhanna 17’de Mesih’in yalnızca elçiler için değil, onların sözüyle iman edecek herkes için dua ettiğini bildirir: “Kutsal Baba, onları… koru” (Yhn. 17:11). “Kötü olandan korumanı istiyorum” (Yhn. 17:15).
Sonuç
Yanlış Suçlamaların Reddi
Ve işte, Hollanda’da tartışma konusu olmuş olan bu beş maddeye ilişkin Hristiyan öğretinin açık, sade ve doğrudan açıklaması — ve aynı zamanda Hollanda kiliselerinin bir süredir rahatsız edildiği hataların reddi — budur. Sinod, bu açıklama ve reddin Tanrı’nın Kelâmı’ndan çıkarıldığını ve Reform kiliselerinin iman ikrarlarıyla uyumlu olduğunu beyan eder. Böylece açıkça görülmektedir ki, bazı kişiler — ki onlardan böyle davranış beklenmezdi — kamuoyunu şu iddialara inandırmaya çalışırken hiçbir doğruluk, adalet ve sevgi göstermemişlerdir:
- Reform kiliselerinin seçilmişlik ve onunla ilişkili konulara dair öğretisinin, doğası ve eğilimi gereği insanların zihinlerini tüm dindarlıktan ve dinden uzaklaştırdığı; bedenin ve Şeytan’ın bir afyonu olduğu; Şeytan’ın herkes için pusuda beklediği bir kale olup çoğunu yaraladığı ve birçoklarını hem umutsuzluk hem de sahte güven oklarıyla ölümcül biçimde vurduğu;
- Bu öğretinin Tanrı’yı günahın yaratıcısı, adaletsiz, zorba ve ikiyüzlü yaptığı; ve bunun yenilenmiş bir Stoacılık, Manicilik, özgürcülük ve “Muhammedîlik”ten ibaret olduğu;
- Bu öğretinin insanları bedensel bir güvenliğe sürüklediği; çünkü seçilmişlerin kurtuluşunu hiçbir şeyin tehlikeye atamayacağını, nasıl yaşarlarsa yaşasınlar, söyleyerek onları en ağır suçları bile kendilerine güvenerek işlemeye ikna ettiği; buna karşılık reddedilmiş olan biri, kutsalların bütün işlerini gerçekten yapmış olsa bile, bunun kurtuluşuna hiçbir yarar sağlamadığı;
- Bu öğretinin Tanrı’nın, iradesinin salt ve koşulsuz seçimiyle, en küçük bir günaha bile bakmaksızın, dünyanın en büyük kısmını ebedî mahkûmiyete önceden belirleyip yarattığı anlamına geldiği; nasıl ki seçilmişlik imanın ve iyi işlerin kaynağı ve nedeni ise, reddedilmişlik de imansızlığın ve tanrısızlığın nedeni olduğu; imanlı ebeveynlerin birçok küçük çocuğunun suçsuzken annelerinin bağrından çekilip alındığı ve acımasızca cehenneme atıldığı; böylece ne Mesih’in kanının ne de vaftizlerinin veya vaftiz sırasında kilisenin dualarının onlar için hiçbir yarar sağlamadığı;
ve bunun gibi daha pek çok iftira — ki Reform kiliseleri bunları yalnızca reddetmekle kalmaz, tüm yüreğiyle lanetler.
Bu nedenle Dort Sinodu, Rabbin adıyla, Kurtarıcımız İsa Mesih’in adını dindarlıkla anan herkese yalvarır: Reform kiliselerinin imanını, oradan buradan toplanmış yanlış suçlamalara dayanarak, hatta eski ve yeni bazı otoritelerin kişisel ifadelerine dayanarak — ki bu ifadeler çoğu kez bağlamından koparılarak alıntılanır ya da yanlış aktarılır ve başka bir anlam verecek şekilde çarpıtılır — değerlendirmesinler; bunun yerine kiliselerin kendi resmî iman ikrarlarına ve bütün Sinod üyelerinin oybirliğiyle onayladığı bu Hristiyan öğreti açıklamasına dayanarak hüküm versinler.
Ayrıca Sinod, iftiracıların kendilerini de ciddiyetle uyarır: Kiliseye ve onların iman ikrarlarına karşı bu kadar çok yalan tanıklık edenlerin, zayıfların vicdanlarını rahatsız edenlerin ve birçok kişinin zihnini gerçek imanlıların topluluğuna karşı önyargıyla doldurmaya çalışanların üzerine Tanrı’nın ne kadar ağır bir yargısının geleceğini düşünmeleri gerekir.
Son olarak Sinod, Mesih’in müjdesinin tüm hizmetkârlarını, bu öğretiyi hem akademik kurumlarda hem de kiliselerde dindar ve saygılı bir şekilde ele almaya çağırır; bunu hem konuşmalarında hem de yazılarında Tanrı’nın adının yüceliğini, kutsal bir yaşamı ve kaygılı ruhların tesellisinin sağlanmasını amaçlayarak yapmaya; Kutsal Yazılar’la iman ölçüsüne göre düşünmeye ve konuşmaya; ve son olarak, Kutsal Yazılar’ın gerçek anlamının bize çizdiği sınırların ötesine geçen ve küstah tartışmacılara Reform kiliselerinin öğretisini alaya almak ya da ona yanlış suçlamalar yöneltmek için haklı bir fırsat verebilecek her türlü ifade tarzından kaçınmalarını rica eder.
Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih — Tanrı’nın sağında oturan ve insanlara armağanlar veren — bizi gerçekte kutsasın, yanılanları gerçeğe yöneltsin, sağlam öğretiye iftira atanların ağzını kapasın, Kelâmı’nın sadık hizmetkârlarını bilgelik ve sağduyu ruhuyla donatsın ki, söyledikleri her şey Tanrı’nın yüceliğine ve dinleyenlerin ruhsal gelişimine hizmet etsin. Âmin.
Bu eser, Protestan Yayınları’nın izniyle dijital olarak yayımlanmaktadır.