
İsa Nasıl Dünyanın Işığıdır?
12/08/2025
Çocuklara Zorluklar ve Denemeler Boyunca Çobanlık Etmek
19/08/2025Hristiyanların Kederlenmesi Uygun mudur?
Bu, düzensiz bir düzenlilikle gerçekleşir: acı, normalde hoş olan hayatlarımıza girer ve bir kez daha hayatımızı alt üst eder. Keder verici deneyimler, bunu istenmeyen bir şekilde yapar. Davetsiz bir şekilde hayatımıza girerler ve etkilenenleri yas tutan, kederli ve kendilerini değersiz hisseden kişiler hâline getirirler. Bu acı verici olaylar, gerçek zarar ve kayıplara neden olurlar. Ayrıca, hiçbir zaman istenen bir zamanda gelmezler, çünkü dürüst olmak gerekirse, zorluklarla yüzleşmek için istenen bir zaman yoktur.
Yine de, kilisede bazen kederimizi gizlemeye, mutlu bir yüz takınmaya ve karşılaştığımız zorluklarda “sorun yok”muş gibi hayatımıza devam etmeye çalışmamız gerektiği yönünde bir zihniyet vardır. İçimizde “iyi” olmaktan uzak olsak da, “Nasılsın?” şeklindeki olağan selamlamaya “İyiyim, teşekkürler” diye cevap veririz. İbadete gider ve mevcut durumumuz için biraz fazla neşeli olan ezgiler söyleriz.
Hristiyanların, Rab’bin gücüyle desteklenerek, kederi kabul etmelerine gerek olmadığı (belki de kabul etmemeleri gerektiği) düşüncesi var gibi görünmektedir; hayatın zorluklarında bu tür sıkıntıları önemsememekte bir güç olduğu düşünülmektedir. Nitekim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğimizde bunu saf bir sevinç olarak görmeliyiz (Yak. 1:2).
Ancak, böyle bir bakış açısıyla, imanlılar yas tutmanın yeri var mı diye merak ederler. Vaiz 7:2–4, günlük teolojimizde belirgin bir şekilde yoktur:
Yas evine gitmek,
şölen evine gitmekten iyidir.
Çünkü her insanın sonu ölümdür,
Yaşayan herkes bunu aklında tutmalı.
Üzüntü gülmekten iyidir,
Çünkü yüz mahzun olunca yürek sevinir.
Bilge kişinin aklı yas evindedir,
Akılsızın aklıysa şenlik evinde.
Dünyanın yas tutmak istememesini anlayabiliriz, çünkü onlar umudu olmayanlar gibi yas tutarlar (1.Se. 4:13). Acıyı bu şekilde bir kenara atmak, dünyanın bakış açısına göre mantıklıdır. Peki ya kilise? Neden acının önemsiz ve değersiz olarak ele alınması gerektiği yalanına kapılmaya ayartılırız? Ve neden yas evinden kaçınıp bunun yerine şölen, kahkaha ve neşe evine koşarız?
Belki de kendimize dünyanın çözümünü vaaz etmeye başlıyoruz: “Ye… iç… mutlu ol…” (Vai. 8:15) “nasıl olsa yarın öleceğiz” (Yşa. 22:13). Biz, Tanrı’nın orijinal tasarımına ve yaratılışına aykırı olan; O’nun “çok iyi” olarak yarattığı her şeyi ihlal eden ve bu yaşam, bereket ve bolluk alanını kirleten o iğrenç şeyi etkin bir şekilde aldık; ve o davetsiz misafiri, olmadığı bir şeye dönüştürdük. Bu düşman, yani Tanrı’nın iyi tasarımına izinsiz giren ve onu istila eden Acı, günaha düşüşümüzün bir sonucu olarak geldi ve biz ona, “O kadar da kötü değilsin” dedik. Ancak, Tanrı’nın gerçeği, kederle sadece stoacılıkla yüzleşmeye çalışmaktan çok daha görkemlidir.
Tanrı’nın düzeninde, imanlı kişi ızdırabı doğru bir şekilde adlandırabilir: korkunç ve hoş olmayan. Yas evine gidip, bu kederleri doğru bir şekilde Rab’be götürebiliriz (1.Pe. 5:7) ve doğru bir şekilde aklımızda tutabiliriz (yüreğimize alabiliriz) (Vai. 7:2). Nitekim, Mezmurlar, ilahi ağıt (yas) ifadeleriyle doludur. Aslında, Kutsal Kitap’ta bununla ilgili bir kitap bile var (Ağıtlar)!
Aynı zamanda, Tanrı’nın İsa Mesih’te laneti mağlup ettiği umut dolu gerçeğine de tutunuruz. O, günah ve sefalet alanında zafer kazanmış ve zorlukları hayatımızdaki iyi amaçları için kullanarak tüm sıkıntılarımızdan bizi kurtarmıştır. Bu yüzden, umutsuz olanlar gibi yas tutmayız. Doğru bir şekilde yas tutarız, ancak aynı zamanda yasın ortasında Rab’bin iyi takdirine de doğru bir şekilde güveniriz. Bu gerçekler, karşıt bir gerilimde değil, kutsal bir uyum içinde durur.
Öyleyse, sevgili Hristiyan, iyi bir şekilde yas tutalım. Ağlayalım ve yas tutalım, ama umutsuzluğa kapılmayalım. Kardeşlerimizin yas tutmasına izin verelim ve onların kederine bir sınır koymayalım; Hristiyanlık açısından kabul edilebilir bir süreden sonra tekrar gülümsemeleri gerektiğini söylemeyelim. Ve hepimiz cesaret bulalım, çünkü bu dünyada her türlü sıkıntıyla karşılaşsak da, Mesih dünyayı yenmiştir (Yu. 16:33).
Bir gün, her keder silinecek (Vah. 21:4). Ama bugün o gün değil. O zamana kadar, “Gel, Rab İsa” diyoruz.
Bu makale orijinal olarak Ligonier Hizmetleri blogunda yayınlanmıştır.
açar ve ikizlerin doğumuyla sonuçlanır. Bu doğumda, Perez’in Zerah’ın önüne geçmesiyle primogeniture (en büyük oğlun miras hakkı) ilkesi bir kez daha tersine döner. Daha sonra Yakup Yahuda’yı kutsayacak ve krallığın onun soyundan gelenlerle ilişkilendirileceğini söyleyecektir (Yar. 49:8-12). Bu kutsama yüzyıllar sonra Samuel’in zamanında görülmektedir (bkz. Mez. 78:67-72).


