
“Mesih’te” Olmak Ne Anlama Gelir?
14/07/2026
Tembellik ve Çalışkanlık
21/07/2026Sevginin Nedeni
Yirminci yüzyılın klasik eserlerinden Gizlisonda Mektupları adlı kitabında C.S. Lewis, Gizlisonda adlı bir iblisin yeğeni Acıkök’e, Tanrı’nın insanları neden sevdiğinin sırrını keşfetmenin gerekliliği hakkında yazdığını hayal eder. Şöyle yazar:
Gerçek şu ki, sırf dikkatsizliğim yüzünden, Düşman’ın insanları gerçekten sevdiğini söyleyiverdim. Bu, elbette, imkânsızdır… Sevgi hakkında söylediği her şey, başka bir şeyin kılıfı olmalı; onları yaratmak ve onlarla bu kadar ilgilenmek için mutlaka gerçek bir nedeni olmalı. Onu gerçekten bu imkânsız sevgiye sahipmiş gibi konuşturan şey, o gerçek nedeni bulamadaki tam başarısızlığımızdır. Onlardan ne elde etmeyi amaçlıyor? İşte çözülmez soru budur… Ve büyük görev de burada yatıyor. Onun gerçekten sevemeyeceğini biliyoruz: kimse sevemez; bu mantıklı değil. Keşke gerçekte neyin peşinde olduğunu öğrenebilsek!”
Cevabı bulma arayışlarında iblislere başarılar dileyebiliriz. Çünkü Tanrı’nın halkı olan bizler için böyle bir arayışa gerek yoktur. Biz, Tanrı’nın bizi gerçekten sevdiğine inanıyoruz. Tanrı sevgidir (1.Yu. 4:16). Bu nedenle sevmek O’nun doğasının özüdür. Düşüşten önceki masumiyet dönemimizde bizi sevdi ve düşmüş durumumuzda da bizi sevmeye devam etmektedir. Bu yüzden İsa şöyle diyebilmiştir: “Düşmanlarınızı sevin… Öyle ki, göklerdeki Babanız’ın oğulları olasınız” (Mat. 5:44–45).
Tanrı’nın bize olan sevgisi, doruk noktasına, çarmıhtaki kurtarıcı işinde ulaştı: “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun” (Yu. 3:16). Bu tarif edilemez bir sevgidir ve bizi bütünüyle hayran bırakır. Charles Wesley bunu şöyle ifade eder:
Bana bu ölçüsüz sevgi nereden? Sor bunu yukarıdaki Savunucum’a! Sebebini İsa’nın yüzünde gör, Şimdi lütuf tahtı önünde.
Orada benim için Kurtarıcı durur; Yaralarını gösterir, ellerini açar, Tanrı sevgidir; Biliyorum, hissediyorum; İsa yaşıyor ve beni hâlâ seviyor.
Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın bize olan sevgisini gözler önüne serişi, bizim de O’na olan sevgimizi tutuşturan şey olmuştur. Demek istediğim, böylesine hayret verici gerçekler karşısında, O’nu geri sevmemek mümkün mü? Tanrı’nın kendi Oğlu’nu çarmıhta feda etmesi, Tanrı’ya karşı soğuk yüreklerimizi ısıttığımız ocaktır. Biz vaizler için konuşacak olursak, Tanrı’nın bizim için yaptığı fedakârlık ışığında, hizmette yapılacak hiçbir fedakârlık fazla büyük değildir. Kutsal Ruh bu gerçeği kullanarak ruhlarımızın kazan dairesini alevler içinde tutar. Gayretimiz sönmez hâle gelir. Isaac Watts’ın ünlü ilahisinin son kıtası bu gerçeği çok güzel ifade eder:
Doğanın tüm egemenliği benim olsa,
Bu bile sunulacak armağan için çok küçük olurdu;
Bu denli hayret verici, bu denli ilahi sevgi,
Ruhumu, yaşamımı, her şeyimi talep eder.
Ancak biz yalnızca Tanrı’yı geri sevmekle kalmayız; aynı zamanda Tanrı’nın sevdiği ve sevmeye devam ettiği kişilere de sevgimizi yöneltiriz. Tanrı’nın sevgisinin hedeflediği insanlara ulaşmasının aracı olmak isteriz. Kaybolmuş canları yalnızca Tanrı’nın gazabına karşı uyarmak için değil, aynı zamanda Mesih İsa’da kendilerine gösterilen Tanrı sevgisine karşılık vermeleri için içtenlikle yalvarmak üzere karaları ve denizleri aşarız. Gerçekten de, eğer bu sevgiyi biliyorsak, böyle yapmamız gerekir.
Pavlus’un şu sözleriyle kastettiği de budur:
Bizi zorlayan, Mesih’in sevgisidir. Yargımız şu: Biri herkes için öldü; öyleyse hepsi öldü… Böylece, Tanrı aracılığımızla çağrıda bulunuyormuş gibi Mesih’in adına elçilik ediyor, O’nun adına yalvarıyoruz: Tanrı’yla barışın. (2.Ko. 5:14, 20)
Eğer bu sevgi sizi müjdeleme çabalarınızda harekete geçirmiyorsa, büyük ihtimalle potansiyelinizin çok altında hareket ediyorsunuzdur.
Tanrı’nın bize olan sevgisi ışığında O’nu severken, aynı zamanda O’nun gelinini -yani kiliseyi- de sevdiğimizi fark ederiz. Kendi kanıyla satın aldığı Tanrı halkı bizim için son derece değerli hâle gelir. Pavlus’la birlikte onlara şöyle deriz:
Mesih’in iman yoluyla yüreklerinizde yaşamasını dilerim. Öyle ki, Tanrı’nın bütün doluluğuyla dolmanız için, sevgide köklenmiş ve temellenmiş olarak bütün kutsallarla birlikte Mesih’in sevgisinin ne denli geniş ve uzun, yüksek ve derin olduğunu anlamaya, bilgiyi çok aşan bu sevgiyi kavramaya gücünüz yetsin. (Ef. 3:17–19)
Bu amaç uğruna, Tanrı’nın bize verdiği bütün güç ve kudretle emek verir ve mücadele ederiz.
C.S. Lewis’in cehennemdeki iblisleri, Tanrı’nın bizi sevdiğine dair iddiasının ardındaki gerçek nedeni çözmeye çalışmakla meşgulken, biz bu sevginin bizi yalnızca Tanrı’yı değil, O’nun yarattığı ve kurtardığı insanları da sevmeye yönelttiğini görürüz. Kendimize (John Kent’in sözleriyle) şöyle deriz:
Böyle bir sevgi üzerine düşün dur, ey canım, Bu kadar büyük, bu kadar zengin ve özgür sevgi; Kutsal hayranlık içinde kaybolurken söyle, Neden, ey Rab, benim için böyle bir sevgi? Haleluya! Lütuf sonsuza dek hüküm sürecek.
Bu makale orijinal olarak Ligonier Hizmetleri blogunda yayınlanmıştır.
açar ve ikizlerin doğumuyla sonuçlanır. Bu doğumda, Perez’in Zerah’ın önüne geçmesiyle primogeniture (en büyük oğlun miras hakkı) ilkesi bir kez daha tersine döner. Daha sonra Yakup Yahuda’yı kutsayacak ve krallığın onun soyundan gelenlerle ilişkilendirileceğini söyleyecektir (Yar. 49:8-12). Bu kutsama yüzyıllar sonra Samuel’in zamanında görülmektedir (bkz. Mez. 78:67-72).

