
İsa Gibi Düşünmek
15/01/2026
Korku ve Belirsizlik
03/02/2026Vaaz Vermek ve Öğretmek
Yıllar boyunca, 16. yüzyıldaki Protestan Reformasyonu sırasında Müjde’nin yeniden canlandırılmasında büyük rol oynayan Martin Luther ve Jean Calvin gibi adamlara olan hayranlığımı gizlemedim. Onların yüksek zekâlarına ve tehlike karşısında dimdik ayakta durma yeteneklerine hayranım. Kutsal Kitap gerçeğine duydukları sevgi, izlenmesi gereken bir örnektir. Özellikle de sundukları pastörel modelleri için minnettarım. Bu iki adam kendi dönemlerinde birer “ünlü” olsalar da, hiçbiri bir takipçi hareketi oluşturmak için Avrupa’yı dolaşarak yıllarını geçirmedi. Bunun yerine ikisi de esas işlerine, yani Tanrı’nın Sözü’nü vaaz etme ve öğretme görevine kendilerini adadılar. Her iki adam da yorulmak bilmez vaizlerdi; Luther, Almanya’nın Wittenberg şehrinde, Calvin ise İsviçre’nin Cenevre şehrinde. Tanrı’nın Sözü’nün hizmetini ciddiye alıyorlardı; bu yüzden bir vaizin görevi hakkında konuştuklarında dikkatle kulak veririm.
On yılı aşkın bir süre önce, Martin Luther’in vaaz anlayışı üzerine bir konferans vermek üzere davet edildim ve bu çalışmaya hazırlanmanın, benim kendi vaizlik hizmetim açısından paha biçilmez olduğunu gördüm. Ayrıca Luther’in vaaz verme konusunda söylediklerinin sadece pastör için değil, aynı zamanda tüm kilise için olduğunu keşfettim ve onun sözlerinin günümüzde ne kadar güncel kaldığını görmek şaşırtıcı.
Luther’in yazılarında tekrar tekrar gördüğümüz vurgulardan biri, bir vaizin “öğretmeye yetenekli” olması gerektiğidir. Bir bakıma bu çok büyük bir içgörü değildir; çünkü Yeni Antlaşma’da kilise ihtiyarları için belirtilen nitelikleri (1.Ti. 3:2) tekrar etmektedir. Fakat bugün vaizlerden ne beklediğimizi düşünürsek, Kutsal Kitap’ın yankısını taşıyan bu sözlerin yeniden duyulması gerekir. Pastörlerin öncelikli görevinin öğretmek olduğu anlayışı günümüz kilisesinde neredeyse tamamen kaybolmuştur. Kiliselerimize bir pastör çağırırken çoğu zaman bu adamların yetenekli idareciler, iyi bağış toplayıcılar ve becerikli organizatörler olmasını bekleriz. Elbette biraz teoloji ve Kutsal Kitap bilgisi bilmelerini isteriz; fakat bu kişilerin Tanrı’nın gerçeklerini topluluğa öğretebilecek donanıma sahip olmalarını öncelik hâline getirmeyiz. İdari görevler daha önemli görülür.
Bu, İsa’nın bizzat salık verdiği model değildir. İsa’nın dirildikten sonra Petrus’la yaşadığı karşılaşmayı hatırlayın. Petrus, İsa’yı üç kez alenen inkâr etmişti ve İsa, üç kez ona “Koyunlarımı otlat” diyerek onu onarmaya/yenilemeye çalıştı (Yu. 21:15-19). Dolayısıyla bu çağrı, kilisenin ihtiyarlarına ve pastörlerine de aynı şekilde verilmiştir; çünkü dünya çapında kilise topluluklarında bir araya gelen Tanrı’nın halkı İsa’ya aittir. Bu insanlar O’nun koyunlarıdır. Bundan dolayı, her atanmış pastör, Tanrı tarafından bu koyunlara bakmakla görevlendirilmiş ve yetkilendirilmiştir. Biz buna “pastörlük/çobanlık” diyoruz çünkü pastörler Mesih’in koyunlarına bakmak üzere çağrılırlar. Pastörler, Mesih’in yetkisi altında hizmet eden çobanlardır; peki hangi çoban, koyunlarını beslemek için hiç zaman ayırmayacak ve emek vermeyecek kadar onları ihmal eder? Rabbimiz’in koyunlarını beslemek esas olarak öğretme yoluyla gerçekleşir.
Genellikle vaaz vermekle öğretmek arasında ayrım yaparız. Vaaz vermek öğüt, açıklama, ikaz, teşvik ve teselli gibi şeyleri içerirken, öğretme, çeşitli içerik alanlarında bilgi ve talimat aktarımıdır. Ancak pratikte ikisi arasında çok fazla örtüşme vardır. Vaaz vermek, içeriği iletmeli ve öğretmeyi de içermelidir; insanlara Tanrı’yla ilgili şeyleri öğretmek ise tarafsız bir şekilde yapılamaz, mutlaka onları Mesih’in Sözü’ne kulak vermeye ve itaat etmeye çağırmalıdır. Tanrı’nın halkının hem vaaz verilmeye hem de öğretilmeye ihtiyacı vardır ve haftada yalnızca yirmi dakikalık talimat ve öğüde sahip olmak yeterli değildir. İyi bir çoban koyunlarını haftada yalnızca bir kez beslemez; bu yüzden Luther Wittenberg’deki insanlara neredeyse her gün öğretmekteydi ve Calvin de Cenevre’de aynı şeyi yapmaktaydı. Bugün birebir aynı uygulamaların yapılması konusunda çağrı yapıyor değilim; ancak kilisenin, ruhsal atalarımızın hizmetlerinde görülen düzenli öğretme hizmetinin bir kısmını yeniden kazanması gerektiğine inanıyorum. Kiliseler, Tanrı Sözü’nün vaaz edilip öğretilmesi için ellerinden geldiğince çok sayıda fırsat yaratmalıdırlar. Pazar akşamı ibadetleri, hafta içi toplantıları ve Kutsal Kitap dersleri, Pazar Okulları, evde yapılan Kutsal Kitap çalışmaları gibi şeylerin hepsi, imanlılara her hafta birkaç kez Tanrı’nın Sözü ile beslenme imkânı tanır. Aynı şekilde, her imanlı da Kutsal Yazılar’ın derin gerçekleriyle ilgili sunulan bu fırsatlardan, mümkün olduğunca, yararlanmalıdır.
Bunları, sırf program olsun diye program üretmek amacıyla söylemiyorum ve kilise üyelerine ya da çalışanlarına taşınması zor yükler yüklemek istemiyorum. Fakat tarih bize, kilisenin gördüğü en büyük uyanış ve reform dönemlerinin, Tanrı’nın Sözü’nün sık, düzenli ve açık bir şekilde vaaz edilmesiyle birlikte gerçekleştiğini gösterir. Kutsal Ruh’un kiliselerimize ve ülkelerimize yenilenme getirmesini istiyorsak, Kutsal Yazılar’ın açıklanmasına kendini adamış vaizlere ve Tanrı’nın Sözü ile beslenmek isteyecek, Kutsal Kitap öğretişi için sunulan fırsatları değerlendirecek imanlılara ihtiyaç vardır.
Bu makale orijinal olarak Ligonier Hizmetleri blogunda yayınlanmıştır.
açar ve ikizlerin doğumuyla sonuçlanır. Bu doğumda, Perez’in Zerah’ın önüne geçmesiyle primogeniture (en büyük oğlun miras hakkı) ilkesi bir kez daha tersine döner. Daha sonra Yakup Yahuda’yı kutsayacak ve krallığın onun soyundan gelenlerle ilişkilendirileceğini söyleyecektir (Yar. 49:8-12). Bu kutsama yüzyıllar sonra Samuel’in zamanında görülmektedir (bkz. Mez. 78:67-72).


